Ötüken Ormanından Ayrılmayın! ( Bilge Kağan): #Türkçü
#Türkçü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#Türkçü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2016 Salı

Türk Denizciliğin Gelişmesinde Etkili 5 Türk Denizcisi

1-) Çaka Bey
2-) Umur Bey
3-) Karamürsel Bey
4-) Kemal Reis
5-) Barbaros Hayrettin Paşa

***Özet Video'muz Yazının Sonundadır,İzleyip Dinleyebilirsiniz***

                                    Çaka Bey (?-1093) : 


           1081 yılı Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir. Çünkü Çaka Bey bu tarihte 50 parçalık ilk Türk Donanmasını oluşturmuştur. Türkleri denizcilikle tanıştıran ilk ve en önemi öncülerden birisi Çaka Beydir. 1078 yılında Bizans Devleti'ne esir düşmüştür. İstanbul'daki esaret hayatı boyunca deniz ve denizciliğe tutku derecesine bağlanmaya başlamıştır. Bizans İmparatoru'nun 1081 yılındaki değişimi sırasında çıkan karışıklıktan faydalanarak kaçmayı başarmıştır.
           Daha sonra beyliğinin askerleriyle bir araya gelerek İzmir'i ele geçirmiş ve sınırlarını genişletmeye başlamıştır. Çaka Bey yine o dönemde o dönemde modern sayılabilecek bir tersane yaptırmıştır. Bu tersanede kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk Donanmasını 1081 yılında oluşturmuştur. Emir Çaka Bey , bu gemilerle Ege Denizine açılmış Urla , Çeşme ve Foça'yı ele geçirmiştir. İşte bu ilk Türk Donanması 1089 yılında Midilli,1090 yılında Sakız adasını fethederek Denizcilik Dünyasına sert ve hızlı bir giriş yapmıştır.
           Çaka Bey'in Türk Donanması 19 Mayıs 1090 tarihinde Karaburun ve Sakız Adası arasındaki Koyun Adaları civarında Bizans Donanması ile karşılaşmıştır. Koyun Adaları Savaşı olarak da geçen bu ilk deniz savaşımızda Bizans ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çaka Beyi'in 1095 yılında vefatıyla , hızlı şekilde yükselen Türk Denizciliğimiz ağır darbe almış ve gelişim hızı yavaşlamıştır.

                              Umur Bey(1309-1348) :

             Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğol baskısına dayanamayarak , 1380 yılında dağılmasından sonra Batı Anadolu Bölgesi'nde bir takım uç beylikleri kurulmuştu. Bu uç beylikleri Karesioğulları , Saruhanoğulları,Aydınoğulları,Menteşeoğulları ve Candaroğulları gelişim hızını kaybeden Türk Denizcilik Tarihine yeni bir ivme ve heyecan kazandırmıştır.
             Aydın civarında 1308 yılında kurulan Aydınoğulları Beyliği özellikle Umur Bey zamanında büyük atılım gerçekleştirmiştir. 1095 yılında Çaka Bey'in ölümü üzerine iki buçuk yüz yıl süren Türk Denizciliği sessizliği Umur Bey ile sona ermiştir. Babası Aydınoğlu Mehmet Bey'in 1334 yılında vefatı üzerine Beyliğin başına geçen Umur Bey , 1334-1348 yılları arasında Ege'de Bizanslılar ve Cenevizlilere karşı büyük başarılar elde etmiştir.
             Rodos'tan Çanakkale Boğazı'na kadar , Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere bu bölgeye Türk hakimiyetini sağlamıştır. Haçlı Ordularına karşı son derece atak ve baskın saldırıları düzenleyen Umur Bey , 1348 yılında çetin deniz muharebelerinin birinde şehit düşmüştür.


                                    Karamürsel Alp Bey : 

               Karamürsel'in 1323 yılında fethi ile Marmara Denizi'ne ulaşan Osmanlı Beyliği , 1324 yılında Batı komşusu Karesioğuları Beyliğinden yardım maksadıyla Mürsel Bey komutasında gönderilen 24 gemiden oluşan kuvvet sayesinde denizlerle tanışmış ve güçlü bir Deniz Kuvvetine gidecek uzun yoldaki ilk kararlı adımları atmıştır.
               Mürsel Bey denizcilik bilgisi , kahramanlığı ve denizcilik çalışmalarında gösterdiği üstün başarılar nedeniyle Osmanlı Beyliği içerisinde herkes tarafından tanınmıştır. Cesareti,gözü karalığı ve atılganlığı sebebiyle kendisine ''Kara Ünvanı'' verilmiştir. Osmanlı Devleti Doğu Marmara'da hakimiyet sağlayınca deniz gücünün artırılması çalışmaları hız kazanmıştır. 1327 yılında ilk Osmanlı Tersanesi kurulmuş , burada ilk Osmanlı Savaş Gemileri üretilmiştir. Donanma komutanına da Derya Beyi ünvanı verilmiştir. Kara Mürsel Bey'de Osmanlı Devletinin İlk Kaptan-ı Deryası olarak tarihe geçmiş ve adını Türk Denizcilik Tarihine yazdırmıştır. Ölümünden sonra ise ismini verdiği şimdiki Karamürsel İlçesinde ebedi istirahatine çekilmiştir.


                          Kemal Reis (1440-1511) : 

              Kahraman Türk denizcisi Piri Reis'in amcası olan Kemal Reis'in Doğum Tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1440'lı yıllar olduğu sanılmaktadır. Gençliğinde korsanlık yapmıştır. Daha sonraki yıllarda Gelibolu'da Osmanlı Donanmasına deniz piyadesi(Azap Askeri) olarak girmiştir. Azap reisi olmuştur. 2.Bayezid döneminde yaşayan bu Türk Denizcisi düşmanlarından korkmaması ve Akdeniz muharebelerinde başarılı sonuçlar almasıyla herkes tarafından tanınmıştır. Hayatı için söylenmiş destanlaşan hikayeler bulunsa da kesin bilgilere ulaşmak günümüz için hayli güçtür.
             Piri Reis'in de amcası olan bu kahraman Türk denizcisi , babasının da denizci olmasından dolayı denizciliğe merak sarmış ve bu işe gönlünü vermiştir. Kısa sürede tüm Avrupa'daki denizciler arasında da tanınan Kemal Reis , İspanya ve Afrika sahilleriyle Septe Boğazı ve Balear Adalarının çevresinde Hristiyan korsanlara karşı büyük başarılar elde etmiştir. Avrupa sahillerine de çeşitli akınlar düzenlemiştir. 1494'de 2. Bayezid onu Osmanlı donanmasına almıştır. Donanmaya yaptığı tadilat ve ıslahat çalışmalarıyla Türk denizciliğinin gelişmesinde büyük katkıları olmuştur. O dönemde çok büyük sayılabilecek Venedik gemisi tarzında ''Göke'' adı verilen yelkenli ve kürekli üç güverteli gemi 1495 yılında inşa edilmiştir. 1499 yılında başlayan savaşlarda Modon,Koron,Navarin ve İnebahtı gibi mevkilerin alınmasında Kemal Reis'in büyük katkıları olmuştur. Venedik Donanmasına yardım eden Fransız Donanmasını da ağır hezimetlere uğratmıştır.                Büyük ''Türk Donanma Kaptanları'' çağını Kemal Reis açmıştır.1511 yılında Rodos Adası şövalyelerine karşı düzenlediği sefer sırasında çıkan fırtına sonucunda gemisinin batmasıyla hayatını kaybetmiştir. Kemal Reis'in ölümü Türk Denizcileri arasında büyük üzüntü yaratmıştır. Osmanlı Donanmasına getirdiği en önemli yenilik uzun menzilli topları da ilk defa o kullanmıştır.


                    Barbaros Hayrettin Paşa (1467-1546) ; 

             Gerçek adı Hızır Reis'tir. Osmanlı Devleti'nin Kaptan-ı Derya'sı olan Barbaros Hayrettin Akdeniz sularının en başarılı komutanlarından birisidir. Türk Denizcilik tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. Midilli adasında doğduğu düşünülmektedir. 1467 yılında dünyaya gelmiştir. Çocukluğu abileriyle geçen Barbaros onlarla birlikte çeşitli korsanlıklara, akınlara ve savaşlara katılmıştır.Batılılar havuç rengine çalan kırmızı sakallarından dolayı Oruç Reise verdikleri ''Barbarossa'' adını Hızır Reis için de kullanmışlardır.
            Hayrettin İsmini ise Yavuz Sultan Selim vermiştir. Abisi Oruç Reis'i Rodos Şövalyelerinin elinden kurtarması ve abisiyle Cezayir Krallığını kurmasıyla tüm gözleri üzerine çekmiştir. Abisi sinsice şehit edildikten sonra Cezayir Krallı koltuğuna geçmiştir. Burada İspanyollara karşı zaferler elde etmiştir. Akdeniz'de büyük zaferler kazanan Barbaros'un namını Kanuni Sultan da duymuş ve ona''İspanya'ya sefer muradımdır,Bir yarar adamını yerine koyup gelsin'' çağrısını aldıktan sonra İstanbul'a gitmiştir.
           Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle 1533 yılında kendisine Kaptan-ı Derya ünvanı verilmiştir. 12 yıl boyunca üstün hizmetler ve seferler düzenlemiş , bir çok zafere adını yazdırmıştır. Tunus,Pulya,Korfu,Venedik,Adalar ve Akdeniz'e seferler düzenlemiştir.  Barbaros'un en büyük savaşı Andre Doria komutasındaki Avrupalı ve Venediklilerden oluşan donanmayla 27 Eylül 1538 yılında yapılan Preveze Deniz Savaşıdır. Bu savaşta 600 Venedik donanmasına karşı 120 gemiyle karşılarına çıkmış ve Avrupanın en çok güvendiği denizci Andre Doria'yı mağlup etmiştir.
           Akdeniz'in Türk gölü haline gelmesinde Osmanlı Devletine büyük yararlılıklar sağlamıştır. Barbaros Hayrettin Paşa 1546'da İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Türbesi İstanbul Beşiktaş'tadır. Ünlü Türk Denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa Turgut Reis, Salih Reis,Piri Reis, Murat Reis,Seydi Ali Reis ve Kılıç Ali Reis gibi denizcileri yetiştirmiştir.

Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim Bir Sonraki Yazımıza Kadar Esen kalın.

                          You Tube Kanalımıza Abone Olursanız Bizi Sevindirirsiniz...                               







19 Aralık 2015 Cumartesi

Gaspıralı İsmail - Türkçede Birlik - Türk Dünyası Birliği

                                       İsmail GASPIRALI (1851-1914)



          Ünlü Türk eğitimcisi , yazarı , fikir adamı , gazetecisi ve vatanseveri Kırım Tatar Türk'ü Gaspıralı İsmail 1851 yılında Kırım'ın Bahçesaray Şehri yakınlarında Avcıköy'de doğmuştur. Türkçülük akımının ilk tohumlarını ekmiştir. Annesi Fatma Sultan köklü bir aileden gelmektedir. Babası Mustafa Ağa aydın ve vatansever bir insandı , Gaspıra köyünden olduğu için İsmail Bey de Gaspıralı '' Gasprinskiy'' Lakabıyla tanınmıştır.
           İlk öğrenimini Müslüman bir mektepte başlayan İsmail Bey on yaşında da bir Rus okulu olan Akmescit Erkek Ortaokulunda sürdürdü. Burada iki yıl okuduktan sonra öce Voronej'deki ardından da Moskova'daki Harp okuluna  kaydoldu. Bu okullarda okuyan öğrencilere yoğun bir şekilde '' Panslavizm'' ve ''Türk Düşmanlığı'' söylemlerine dayanan eğitim verilmesi Gaspıralıyı çok etkilemiş ve Türk Milletine derinden bağlanmaya başlamıştır ve bütün Dünya Türklerinin birliğini düşünen milliyetçi kişiliğinin oluşmasında ilk adımı olmuştur. 1867 yılında Girit İsyanında Rum asilere karşı mücadele veren Osmanlı askerlerine katılmak arzusuyla arkadaşı M.Mirza Davidoviç ile birlikte gizlice Türkiye'ye gitme teşebbüsünde bulunmuş fakat yakalanmasıyla askeri öğrenciliği sona ermiştir.
           1868 yılında tekrar yuvası Bahçesaray'a dönen Gaspıralı buradaki Zincirli Medresesinde Rusça Öğretmenliğine başlamıştır. Burada kendisini Rus edebi ve felsefi eserleri okumaya adamıştır.1872'de Kırımdan ayrılan Gaspıralı İstanbul , Viyana , Münih ve Stuttgart üzerinde Paris'e gitti. Paris'te geçirdiği iki yıl içinde ünlü Rus yazarı Ivan Turgenyev'e asistanlık yapmıştır. Burada batı medeniyetini ilk elden inceleme fırsatı yakaladı.1874 yılında ise İstanbul'a gelerek Osmanlı zabiti olmak için bir yılı bir aşkın süre uğraşmıştır. Çabaları sonuç vermeyince tekrar Kırım'a dönmüştür. Kırım'da batılılaşma hareketlerini yakından takip ederek Türklerin de değişen Dünya düzeni karşısında vakit kaybetmeden yenileşme ve değişime ihtiyacının doğduğunu sezmiştir. Bunun da sadece ve sadece eğitim ve öğretim ile olacağına inanmıştır. Henüz bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamış olan bu genç düşünürün ülküsü bütün Türk Dünyası İstanbul Türkçesini esas alarak ortak bir Türkçe yaratmak ve Türkler arasındaki birlik olma gücünü uyandırmaktı.
            1878 yılında Bahçesaray Belediye Başkanı seçildi 4 yıl bu görevi yürüttü. 1879'da gazete çıkarmak istedi fakat Rus Çarı buna izin vermedi. Bunun üzerine Genç Molla imzasıyla Tavrida gazetesinde yazılar yazdı. Bu yazılardaki temel düşüncesi '' Türk topluluklarındaki okullar ve medreselerde çağdaş ilim ve sanatları Türkçe okutulmalıdır'' oldu. Bu yazılarında Rusya'nın Ortadoks Hristiyan devleti olduğu kadar Müslüman bir devlet olduğunu ve Rusya'nın Müslümanların eğitimden ve bilimden mahrum bırakıldığı gözler önüne sermiştir. Okulların ıslah edilmesi gerektiğini savunmuş ve kendi buluşu olan Usul-i Cedid eğitim yöntemi tüm Rusya Türkleri arasında kabul görmüştür. Gaspıralı Türk Lehçelerinin birbirinden güç alarak güçlenmesini , gelişmesini ve birleşmesi gerektiğini savunmuştur. Bu harekete de '' Cedidcilik'' denmiştir. Bu hareket eğitim hareketi olarak başlamıştır ve zamanla sosyal, kültürel , siyasal ve ekonomik alanları etkilemiştir.
             1883 yılına gelindiğinde Tercüman adlı gazeteyi çıkarmaya başlamıştır. Bu gazete onun fikirlerinin Tüm Türk Dünyasına ulaşmasını sağlamıştır. Bu gazete ''Dilde , Fikirde , İşte Birlik'' ülküsünü ortaya koymuştur , bu kısa cümle Gaspıralının gerçekleştirmek istediği bindir hayalin kısacık bir özetidir. Bu gazete zamanla Rusları rahatsız etmeye başlamış ve hazırlanan raporlarda Gaspıralı İsmail'in Türkleri Ruslaştırma politikalarını etkisiz  hale getirebileceği not düşülmüştür.
              Tercüman gazetesi 1883-1918 yılları arasında yayınlanmıştır. Gazete İstanbul Türkçesine yakın bir dilde yazılmış ve Kırımdan başlayarak Kazan, Tiflis, Bakü, Semerkant , Taşkent , Bağdat , Kahire ve Buhara'da okunmuştur. Böylece birbirine binlerce km uzaklıkta bulunan soydaşlar arasında ortak bir edebi dilin oluşturulması yolunda önemli bir adım atmıştır.
               1884 yılına gelindiğinde kendi okulunu açmıştır. Bu okula Usul-ı Cedid Mektebi'' adını vermiştir. Bu okulda kendisi de görev yapmıştır. Bu okullarda dini bilgilerin yanında Türkçe, Coğrafya, Fen ve Sağlık gibi derslerde okutulmuştur. Okul beklenenin çok üzerinde başarı göstermiş ve yirmi yıl sonra Kırım,Kazan,Kafkasya ve Türkistan'da bu okulların sayısı beş bini geçmiştir. Müzlüman kızlarında erkekler gibi okumalarını aile ve toplumdaki layık oldukları yere ancak ve ancak eğitimle sağlanılabileceğini savunmuştur. Kız çocuklarını okutmamanın İslam'dan kaynaklandığına karşı çıkmış ve '' Kızlarımızın terbiye ve talimi hem şer'an hem aklen lazımdır. Aksi taktirde milletin terakkisi mümkün değildir'' demiştir.Onun düşünceleri Azerbaycan'da Hasan Zerdabi'yi etkilemiştir ve ilk Türk kız okulunu açmıştır.
               Bütün hayatını Türklerin ve Müslümanların cehaletten kurtulmaları için çalışmıştır. Bunların uyanmaları ve kendilerini yenilemeleri için uğraşmıştır. Gaspıralı İsmaile göre Türk Birliği'nin en önemli gerekliliği dildir. Bütün hayatını Türk Dünyasında ortak bir Türkçe dili üzerinde kurmaktır. Türk boyları başka dillerden kelime almak yerine kendi birliği içerisinde kelimeleri alarak değişmeli ve gelişmeli , kendi içerisinden kelime türetmeliydi.Onun '' Dilde , Fikirde , İşte Birlik'' sözü bugün bile hala Türklerin ülkü ve ilkesi olma niteliğini korumaktadır.
               Türkiye ile sıkı bir ilişkisi ve bağları olan Gaspıralı İsmail , ülkeye her geldiğinde milliyetçiler tarafından coşkuyla karşılanmıştır.
               1914 yılında Tercüman Gazetesinin tahrip edilmesinin üzerinden henüz çok geçmeden sağlığı bozulmuştur ve vefat etmiştir.
               Gaspıralı İsmail Bey'in düşünceleri Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere birçok Türk Milliyetçisi ve aydınını etkilemiştir. Gaspıralının ektiği fikir tohumları uzun süre toprak altında kaldıktan sonra filizlenmiş ve 1990'lı yıllarda Türk Milletlerinin bağımsızlığını ve özerkliğini ilan etmesinde etkili olmuştur.
                Büyük İslam alemine ve Türk Milletine gönül vermiş bu Türk aydınını , Türk Milliyetçisini ve Türkçe Eğitimcisini saygı , sevgi ve teşekkürlerimizle anıyoruz. Toprağa ektiği tohumların torunları tarafından yetiştirilip meyvelerinin alınması dileğiyle...