Ötüken Ormanından Ayrılmayın! ( Bilge Kağan): #MustafaKemal
#MustafaKemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#MustafaKemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2016 Pazartesi

Türk'ün İkinci Nikahlısı Olan Atın Önemi

            İlk Kez Türkler Tarafından Ehlileştiren At 
Özet İzletisi Yazının Sonundadır...

             Atlar en eski çağlardan beri Türklerin hayatıyla içli dışlı oldular. Asya'daki ilk at kalıntılarına Kapanda-Yüs bölgesinde Türklerin ataları tarafından oluşturulan Afanasyevo (MÖ 2500-1700) ve Andronovo(MÖ 1700-1200) kültürü çevresinde yapılan kazılarda rastlanmıştır. MÖ 3 binli yıllardan kalma mezarlarda , ağızlarında gem izleri bulunan at iskeletleri bulunmuştur.


            Bu bize atı ilk ehlileştiren ve hayatlarında kullanan ilk insanların Türkler olduğunu gösterir. Alman Tarihçi Portriatz ''Eski Çağlarda At'' isimli eserinde , atın MÖ 6000'li yıllarda Türkler tarafından ehlileştirildiğini söylemiş ve bunu bazı bulgularıyla kanıtlamıştır. ( Bu bulgulara Anav Kültür Çevresinde ulaşılmıştır)




                    Atın Türk'ün Hayatındaki Rolü 


             MÖ 5.yy'dan sonraki Orta Asya Türk kültürüne ait birinci elden kaynaklar,  atın Türkler için önemini ve hayatındaki işlevlerini ortaya çıkarmaktadır. Türkler Dünya Tarihinde atı ilk kez ehlileştirmiş , binek hayvanı olarak kullanmış ve Kültür Tarihine armağan etmiştir.Atı ilk kullanan Türkler onu başta Çinliler olmak üzere bütün Avrupalı kavimler ata binmeyi öğretmişlerdir. Bunu atla ilgili birçok terimin ''iğdiş , ulak , yam, yamçı , yağız ve yılkı'' gibi kelimelerin Arapça ve Farsçaya geçmesi ispat olarak gösterilebilir. 
             Türklerin ata verdiği önem sebebiyle onların hayatındaki siyasal, sosyal, ekonomik, askeri, dinsel,sanatsal ve mitolojik alanlarda yansımaları olmuştur. Atın yapılan anlaşmalarda vergi olarak verilmesi siyasi rolünü , sütünün içilmesi ve etinin yenmesi sosyal hayattaki rolünü , Çin ipeği ile değiştirilmesi ekonomik rolünü , kahramanı ile birlikte gömülmesi dinsel rolünü ,  Savaşlarda hızından ve gücünden yararlanılması askeri rolünü , çeşitli sanat alanlarında yer alması sanatsal açıdan önemini ve destanlarda, efsanelerde yer alması da mitolojik açıdan önemini bize göstermektedir. 

        Savaş Meydanında At ile Türk'ün Gücü

             Türkler atların etini yemişler , sütünden milli içkileri olan kımız yapmışlar , onu kurban olarak sunmuşlar ve yabancı ülkelere ihraç ederek gelir elde etmişlerdir. At asıl değerini Türkler için savaş alanında kullanılmasıyla gösterdi. At Türklere sürat ve keskin bir manevra kabiliyeti kazandırdı. Orta Çağ kaynakları Türk Atlıları için '' Kasırga gibi birdenbire görünüp, kuşlar gibi uzaklaştıklarını'' şaşkınlıkla dile getirmişlerdir. Eski Türk Atlı birlikleri çağımızın zırhlı birliklerinin yerini tutmaktaydı. Doğu'da Çin Seddi Kapılarında Atını şaha kaldıran Türkler , Batıda Viyana kapılarına da at sayesinde dayanmaktaydı.Eski Türk orduları büyük ölçüde atlı ve okçu süvari birliklere dayanıyordu. Türkler atın kendilerine verdiği sürat sayesinde , Turan/Hilal taktiğini ustaca uygulamışlardır.Türklerin büyük devletler kurarak , geniş sahalara yayılması at ile mümkün olmuştur.


            4-6 yy Roma-Batı kaynaklarına göre ''Hunlar at üstünde yerler, içerler , konuşurlar , alışveriş yaparlar ve ikamet ederlerdi''.(p. Vâczy, "Hunlar Avrupa'da”,Attila ve Hunları, İstanbul 962s. 91 ) 7-10 yy Bizans Kaynaklarına göre ''Türkler sanki at üstünde doğmuştur, yürümesini bilmezler'' gibi sözler yer almaktadır.Çocuklarını erken yaşta ata binmeye alıştıran Türkler , onları 3 yaşından sonra koyunlara bindirmeye başlamışlar 8 yaşında at sırtında çocuklarla beraber gezmişlerdir.12 yaşında da çocukların mükemmel birer binici oldukları kaynaklarda belirtilmiştir.

                               Kağanların Ebedi Dostları


                 Atlar Türkler için can yoldaşı , sadık arkadaşı , destan kahramanlarının sohbet ettiği öğüt aldığı yoldaşı , büyük Hakanlarımızın mezarlarında onlarla beraber gömülen ebedi dostları oldular. Ölen şahsın mezarına ölünün lüzumlu elbiseleri , çeşitli eşyaları , silahları , bir odalık veya tadın hizmetkar  , koşumlu atlar , ölen şahsın binek atı da dahil olmak üzere hepsi beraber gömülmekteydi.(1) 
               Türkler ölümden sonra ahiret inancına inanıyorlardı. Yapılan kazılarda kurganlarda çok sayıda at kalıntısına rastlanmıştır. Özellikle Doğu Altay'larda Ulagan Vadisinde Pazırık Kurganlarından çıkarılan buluntular bu konuda bizi bilgilendirmektedir. (2) Pazırık Kurganından çıkarılan Pazırık Halısında üzerinde atlı süvariler ve pantolon giyen askerler yer almaktadır. Bu bize Hayvan üslübunun ilk örneklerinin Saka/Hun sanatında olduğunu göstermektedir. 

                     'Atın Efendisi' Adıyla Türk Kağanlar

                 M.Ö 2.yy'da Doğu Hun İmparatorluğu'nda her yıl sonbahar aylarında büyük toplantılar yapılır ve ülkedeki atlar sayılırdı. Çin kaynaklarına göre Hunlar 1 milyon süvariye sahiplerdi. At Türk'ler için o kadar önemliydi ki bozkır Türk Kavimlerini idare eden hakanlara ''Atın Efendisi'' ünvanı verilmiştir. (3)  
               Atilla da atı , ordu manasında kullanmış ve  ''Atımın Bastığı yerde ot bitmez'' sözüyle de atına verdiği  önemi göstermiştir. Türkler için ''Daha yürümeyi öğrenmeden ata binmeyi öğrenirler'' ve ''At için binici Türktür , gerisi yüktür'' sözleri at ile Türk'ün yakınlaşmasını anlatan en güzel sözlerden biridir.

                     Kaşgarlı Mahmut ve Atasözlerimiz

 

            11 yy'da büyük bilim adamı Kaşgarlı Mahmut Divan'ında ''il'' kelimesini açıklarken şöyle yazmaktadır : ''İl bir çeşit attır , çünkü at Türk'ün kanadıdır. Seyise(at bakıcısı) ilbaşı denilir. Bu da vilayet başkanı demektir.'' (4) Bu cümle Türklerin bu asil hayvana ne gözle baktıklarını ve ona verdikleri değeri çok güzel ifade eder
                At terimi Kaşgarlı Mahmut'un divanında asıl anlamıyla kullanılmıştır. ''Kuş kanadın,er atın / Kuş kanadıyla , er atıyla''(5) cümlesi bize at kelimesinin o dönem içinde faal olarak kullanıldığını göstermektedir. 
                Türk kültüründe ata büyük önem verilmiş ve ailenin bir ferdi olarak davranılmıştır. ''Bir günlük ömrün varsa atın olsun , iki günlük ömrün varsa hatunun olsun'' ve ''At pazarı baht(mutluluk) pazarıdır'' gibi atasözleri atın Türk Kültüründeki yerini göstermektedir. 
                Türklerin ata verdikleri önem atasözleri ve deyimlere de yansımıştır. ''Atın ölümü , İtin bayramıdır''  , ''At işler , er öğünür'' , ''At Türk'ün kanadıdır'' , ''Türk çadırda doğar,at üstünde ölür'' , ''At ölümü,er ölümü olmasın'' , ''Kuş kanadı ile , er atı ile'' , ''Ata kuyruk , yiğide bıyık yakışır'' , ''Atı kuyruklu olanın sözü buyruklu olur'' ve ''Sabah kalk atanı(babanı) gör , atandan sonra babanı gör'' gibi atasözleri atların Türkleri ne kadar etkilediğini göstermektedir. 
                Bugün hala Anadolu halkı nazardan korunmak için evinin girişine at nalı asmaktadır. Bu , atın hala bizleri nasıl etkilediğini gözler önüne sermektedir. 

                Dede Korkut / Manas / Köroğlu'da At

             Dede Korkut destanlarında Bamsı Beyrek , zindandan çıkıncaya kadar kendisini 16 yıl bekleyen atına '' At demezem sana , Kardaş direm , Kardaşımdam ileri'' diye seslenerek onu aileden biri gibi görmüştür. 

Manas destanında Kökötöy Han’ın atı Maaniker’den şöyle bahsedilir.
Kanadı altı, ayağı dört
Bulutlu göğün altından
Dönüverir çitin üstünden
Yürür mü uçar mı görünmez,

İnsanlarca bilinmez.

Köroğlu’nun metinlerinde de uçan at efsanesine rastlıyoruz.
Kırat’ımın elinden babam can mı kurtulur?
Elma gözlü Kırat’ım benim
Canım Kırat gözüm Kırat
Sana olsun murat
Her yanında çifte kanat
Uçar gider ha gider, ha gider

                 Mustafa Kemal ve At


             1. İnönü savaşının bitiminde Türk ve Yunan orduları birbirinden habersiz olarak  karşılaşmak üzeredirler. Askerler o kadar yorgundur ki , gece karanlığında birbirlerini fark edip tanıyamazlar bile. Türk Askerleri düşmanı nasıl fark etti dersiniz? Bunun haberini atlar geri çekilmeleriyle , kişnemeleriyle başını sallamalarıyla ve huysuzluklarıyla binicilerine haber verdiler.
         At ordumuz için tarihin her devrinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşında da hem taşıyıcı hem yönlendirici hem koruyucu hem de ısıtıcı olmuşlardır. Atatürk'ün bu hayvanları sevmemesi mümkün müdür? Çok yakın arkadaşı Fikriye Hanım'a da ilk hediyesidir. Adı da Zaferdir. 
  
           Bildiğimiz üzere Atatürk insanlara olduğu kadar atlara olan sevgisiyle de bilinirdi. Atatürk'ün en çok sevdiği atın adı Sakarya , muharebe yıllarında bindiği atın adı ise Çankaya'dır. 
              

                  Son Olarak Değerli Okuyucular;

               Yönünü Anadolu'ya çeviren Alparslan'ın altındaki Kır At , Malazgirt'ten Anadolu'ya ve Balkanlar'a gülümsüyordu. At , Söğüt yaylalarında Ertuğrul Gaziye sırdaş oldu. Kanuni Sultan 40 yılı aşkın süren Hükümdarlığında her yere onunla gitti. Sıcaktan kavrulan Yavuz'u Sina çölünde de o taşımıştı. 
                
                Değerli arkadaşlar sözlerimi bir kaç Atasözü ve Büyük Türklerin sözleriyle bitirmek istiyorum.

At binenin , kılıç kuşananındır.
At ölür meydan kalır , yiğit ölür şan kalır.
Ata binince Allah'ını , inince de atını unutma.

''Türk ses vurgundur ; Davul sesi, kılıç sesi , nal sesi''(Oğuz Han)
''Kuş kanadın , er atın, at da Türk'ün kanadıdır'' (Kaşgarlı Mahmut)


                           Okuduğunuz için teşekkür ederim.                          
                        Bir sonraki yazımıza kadar Hoşça kalın...                  



                                                      (Abone olmayı unutmayınız)                                                              

Yararlanılan Kaynaklar:
1-Nejat Diyarbekirli, Hun Sanatı,İstanbul1972, s.67
2-İlhami Durmuş.''Bozkır Kültürünün Oluşumu ve Gelişiminde At'' GaziÜ,FEF,sbd,1998
3-Prof.Dr.Emel Esin /Türk Sanatında At sf168
4-Divanü Lügati't-Türk /1.Cilt, Sf.83
5-Divanü Lügati't-Türk /1.Cilt Sf.70
-http://www.bilgicik.com/yazi/turk-tarih-ve-kulturunde-at/
-http://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/turklerde-at-kulturu/
-http://www.haytap.org/index.php/200910292267/yuk-hayvanlari-gercegi/mustafa-kemal-ataturk-ve-atlar
-http://www.avrasyasporbirligi.com/using/extensions/components/content-component/article-category-list/82-binicilik/78-t%C3%BCrklerde-binicilik.html


7 Ocak 2016 Perşembe

Kürşat ve 40 Çerisi - Göktürklerin Yıkılması ve Yeniden Dirilişi

                                Kür'Şad Atamız ve 40 Yiğit Türk Askeri
                       ''Madem ki unuttunuz Kürşat adlı çeriyi
                                                                         Hatırlatırız yağmur kokan o geceyi''
***Özet Videomuz yazının Sonundadır***

                                                              Kimdir Kürşat?


 

           Çin kaynaklarında ismi ''Chieh-she-shuai'' olarak geçen Kürşad'ın asıl adı Şu Tigin'dir. Kür ve Şad kelimelerinden oluşan ismini ise Son Göktürk Kağanı olan amcası Kara Kağan vermiştir. Kür ok anlamına gelmektedir , Şad ise bir bölgeyi yönetebilme vasfına sahip olan insanlara denirdi. Babası ise Devletin 10. Büyük Hakanı olan Çuluk Kağan'dır. 
           Kürşat; Türk kahramanlık tarihinde özgürlük uğruna hayatını ortaya koyan gözü kara en yiğit savaşçılardandır. Türk Direnişinin ve Türk Dirilişinin sembolüdür. Kürşat'ın Çin'e karşı başkaldırışı ve cesurluğu Türk Toplumları arasında anlatıla gelmiş ve bu zamana kadar unutulmamıştır , unutulmayacaktır.
                Türk edebiyatımızda ilk kez Sabahattin Ali ve Nihal Atsız'da karşımıza çıkmaktadır. İki yazarımız Yüksek Muallim Mektebi'nden arkadaştır. Sabahattin Ali , yazacağı piyes için Hüseyin Nihal Atsız Bey'den tarihi ve kahramanca bir konu istedi. Nihal Atsız da ona ''Kür Şad''ı anlattı. Sabahattin Ali de ''Esirler'' adlı oyununda ''Kürşat karakterini'' aciz bir aşık karakteri olarak kullandı. Bu durum Nihal Atsız'ın hoşuna gitmedi. Kendisi aynı zamanda tarihçi olan Nihal Atsız konuyu kendisi kaleme almaya karar verdi ve Kürşat'ı da anlattığı ''Bozkurtların Ölümü'' adlı kitabı kaleme aldı. Böylece birçok kişi Kürşat'ı daha iyi tanır hale geldi.

                                                     Göktürk'ler ; Savaşa Doğru


     Kürşat'ın babası 619-621 yılları arasında Doğu Göktürk Devleti'nin Kağanı olan Çuluk Kağan (Çin Kaynaklarında Şipi Kağan olarak geçmektedir) 621 senesinde şüpheli şekilde öldü. Kürşad bu olaydan üvey annesi Yi-Çing Katundan şüpheleniyordu. Çuluk Kağan'ın ölümünden sonra kardeşi Bağatur Şad , Kara Kağan adını alarak kağan oldu. Kürşad'ın amcası , yengesini cezalandıracağı yerde eski bir Türk geleneğine uyarak yengesi Yi--Çing ile evlendi. Bu durum aile içinde kırgınlığa ve Türk'ler arasında huzursuzluğa yol açtı. Yi-Çing'in mensup olduğu Sui hanedanlığının devrilip yerine Tang hanedanlığının kurulmasından sonra , Yi-Çing ,Çin'den kardeşi ve bir çok Çinli çaşıtı (ajanı) Ötüken'e getirmesiyle Türk'ler arasında fitne tohumları ekilmiş ardından Türkelinde kargaşa başlamıştır. 
                 Bir yandan Çinliler , diğer yandan ise Sırtarduş Bayurku , Dokuz Oğuz ve Uygur Türkleriyle yaptıkları mücadeleler devleti giderek zayıflatmaya başladı. Kara Kağan tüm bu sorunları çözmekte yetersiz kalmaktaydı. Kara Kağan'ın kazandığı başarılara rağmen kötü politikaları devleti uçuruma sürüklemekteydi. 
                  627 yılında devletin zayıflayan otoritesinin üstüne birde Türk Ovalarında yaşanan kuraklık ve sert geçen kışlar , Kağanlığın sonunu hazırlıyordu. 628 yılında Tang Kitabının aktardığına göre Çin Hükümdarı Tai Tsung '' Göktürk elinde yaz ortasında kırağı görüldü. Güneş beş gündür aynı yerden doğdu. Ay üç gündür aynı parlaklıktaydı. Bozkır kırmızı renkli hava (Kum fırtınası) ile dolduruldu'' sözlerini olayın ciddiyetini göstermektedir. Yaşanan bu durumların da gösterdiği gibi Türk'lerin hayat kaynakları olan hayvanların bir çoğu ölmüş ve Çin ile güç dengesi tam tersine dönmüştü.




Resimdeki: Tai Tsung

                                   Göktürkler ; Esarete Doğru

          Bütün bu olayları fırsata dönüştürmeye düşünen Çin karşı atağa geçti. 27 Mart 630 tarihinde meydana gelen Yinshan Muharebesi'nde Li Ching komutasındaki Tang ordusu , Kara Kağan ( Çin.Kay: İllig Kağan ) komutasındaki Göktürkleri yendi.  Böylece Doğu Göktürk devleti çöktü ve Tang sistemine girdi. Hatta bu savaştan sonra Tai Tsung daha önce mağlup olduğu Vey Nehrindeki savaşa hitaben '' Vey nehrindeki ayıbımı kapatmak için bana yetti'' demiştir. Bu bilgiler ve cümleler Tang arşiv kitaplarında bulunmaktadır.
                    Savaştan sonra Kağanlık Toprakları Çin yönetimine geçti. Kağanlığın ileri gelenleri , Kürşad , Kara Kağan ve yaklaşık 100.000 Türk , hem göz önünde bulundurulmak hem de asimile edilebilmek için Tang'ın başkenti Siganfu'ya(Bugünkü Adı Sian'dır) götürüldüler. Böylece Türkler'in 639 tarihine kadar esaret hayatı başladı. Çinliler Göktürkleri iyice yanlarına çekebilmek ve onları içten sindirebilmek için Türk Soylularına hassa ordusunda subaylık görevleri verdiler. Kürşat'ta Çin ordusunda Subay olarak görev yapmaktaydı.Amcası Kara Kağan , esaretin 5.yılında -yüksek ihtimal kahrından- vefat etmişti.
                    Ama Kürşat'ta farklı bir şey vardı bu birçok kişinin gözüne çarpıyordu. Kürşat esareti hiç sindirememişti ve Çinlilerin asimile politikalarını görüyordu. Kılıcını kınından Türk Milleti için çıkaracağı günü bekliyor ve o günün hayalini kuruyordu. Hatta Kürşat , Tai Tsung'un da gözünden kaçmamıştı.Hatta emrindeki askerlere ve yönetimdeki insanlara Kürşad'ın hal ve hareketlerinden rahatsız olduğunu, onun Çin topraklarında olmasının tehlike oluşturacağını söylemiştir. Tai Tsung'un haksız olmadığını Kürşat da 639 yılında ispatladı. Çünkü Kürşat çok güçlü ve etkileyici , iyi silahşörlüğü ve gözü kara yiğitliğiyle insanlarda hayranlık uyandırıyordu. 

                                            İmparator'u Esir Alma Planı

              Yaklaşık 5000 yıldır Türklerin hiç esaret hayatı yaşamadığını bilen Bozkurt soyunun en büyüğü Kürşat için artık hayalini kurduğu planını devreye sokma vakti yani ihtilal yapma vakti gelmişti. Kürşad,  40 çeriyle bir araya gelerek ihtilal planının nasıl olacağına karar verdiler. Bu plana göre  Chiu-ch'eng adlı Çin sarayı(Çin Kaynaklarına göre) basılacak ve sarayda bulunan Çin Hükümdarı Ötüken'e kaçırılarak, esir pazarlığı yapılacaktı.                        Bu pazarlığa göre Çin'deki Türk tutsakların ve Türk Topraklarının iadesi istenecekti ,Sarayda tutsak edilen, Kürşad'ın abisinin çocuğu olan Urku Tigin'de kurtarılarak Kağan ilan edilecekti ve Türk Devleti yeniden özgürlüğe kavuşacaktı. Çerilerinin ısrarlarına rağman Kürşat, Urku Tigin'in Kağan ilan edilmesini bizzat istemiştir. Çünkü onun gözü Kağanlık ya da şöhret sahibi olmakta değildi. Türk Milletinin yeniden eski günlerdeki gibi özgür olduğunu ve Ötüken Ovalarında at koşturduğunu görmek istiyordu. Böylece eylemin milli olmasını ve çerilerin ona güvenmesini sağladı. 

                                        Saraya Baskın ve İhtilal Girişimi



              Artık başladıkları işi bitirmeliydiler. Ya İstiklal ya ölüm dediler. Ya yok olacaklardı ya da Türklüğü kurtaracaklardı.Ölürlerse de geride kalanlara benliklerini hatırlatacaklardı. Çin Hükümdarının her gece kılık değiştirerek halkın arasına karıştığı ve sokaklarda gezdiği bilgisini Hassa ordusunda bulunan Soydaşlarından aldılar. Mustafa Kemal gibi yine bir 19 Mayıs günü  639 Tarihinde Kürşad , 40 Çerisi ile birlikte Saraya yaklaştı ve hükümdarın dışarı çıkmasını beklediler. Fakat baskının yapılacağı gün şiddetli fırtınadan dolayı Tai Tsung dışarı çıkmadı. Kürşad ve arkadaşları uzun süre beklediler. Şafak vakti de yaklaşmaktaydı. Bu saatten sonra plandan vazgeçmek olmazdı. Kürşad , eğer vazgeçerlerse bu ihtilal girişiminin duyulacağını ve kendileri gibi birçok Türk'ün de öldürüleceğini bildiği için Sarayı basmaya karar verdi.     

                    Arkadaşlarının da kendisi gibi iyi silah kullandığına biliyor ve buna güveniyordu. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altında adamlarıyla beraber 4 kat perdeli kapıları geçtiler. Bir çok muhafızı ok atışlarıyla öldürdüler. Yüzlerce Çin askerini kızıl tamunun (cehennemin) diplerine gönderdiler. Fakat destek kuvvetlerinin gelmesi ve  Che-ch'ung Sun Wu-k'ai adlı saray muhafızı komutan askerlerinin giderek çoğalmasıyla geri çekilmeye karar verirler, sayıları da giderek azalmıştı.Arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Kimsenin ilgisini çekmemek için atsız gelmişlerdi , yeni amaçları Sarayın atlarını kaçırıp Ötüken'e doğru at koşturmaktı. Öyle de yaptılar atları kaçırıp şehirden kaçtılar. Ötüken'e gidebilmeleri için Vey Irmağını geçmeleri gerekiyordu. Sağanak yağan yağmurdan dolayı ırmağın suları kabarmıştı ve köprü de sular altında kalmıştı. Karşıya geçemediler. Çin ordusu da arkalarındaydı. Kürşat ve 40 çerisi gözlerini karartarak son kez düşmanla çarpışmaya başladılar. Ve hepsinin ruhu birer birer Uçmaga (Cennete) vardı. 

                                                                İsyanın Önemi

              Atatürk zamanında yazılan kimi tarih kitaplarında bu olayla ilgili '' Tarihin en hayret uyandıran girişimlerinden biri'' diyerek söz edilmiştir. Şu bir gerçektir ki o zaman da Çin sarayı kalabalık muhafızlarla korunmaktadır. Tang Hanedanlığının romanlara ve filmlere konu olmuş Tai Tsung'un güvenli bir yere götürülmesi ve tedirgin olması halk arasında büyük endişe ve korku uyandırdı. İnsanlar 40 kişi bunu yapabiliyorsa diğerleri neler neler yapabilir diye düşünmeye başladılar. Tang hanedanlığı bu baskın yüzünden en zor günlerini yaşadı. 

                                                           İsyandan Sonra

                      Çin sarayının basılması tarihte ilktir. Kürşat'ın baskınından sonra Çin halkı arasında huzursuzluk arttı.Göktürk'lerin Sarı Irmak'ın güneyinde olmalarının iyi olmadığını dile getirenler çoğaldı. Böylece Çin topraklarındaki Türkler kuzeye gönderilmeye başladı. Türkler kalabalık Çin nüfusunun içinde erimekten kurtuldular. Kürşat'ın baş kaldırışı başarıya ulaşamamıştı ama birçok başarının temeli , hazırlayıcısı olmuştu. Kendi canlarını düşünmeden, kaçmayı , sindirilmeyi , asimile olmayı akıllarına bile getirmeden mücadeleye koyuldular ve Türk Irkının daimi olmasını sağladılar.

                                             İkinci Göktürk Kağanlığı

                       İhtilal girişiminden sonra Çin'in kuzeyine gönderilen Türkler tam 43 yıl boyunca dağınık şekilde yaşamaya devam ettiler. Bazı Göktürk ileri gelenleri devlet kurmayı deneseler de başarılı olamadılar. Ta ki 682 yılına kadar. 682 yılında Kutluk Kağan Çin'in kuzeyinde yaşayan Türkleri tek bayrak altında toplamaya başladı Uygurları ve Kitanları yenerek Ötüken Ormanında Göktürk Kağanlığı yeniden güçlenmeye başlandı. Kutluk Kağan Devleti/İli yeniden derlediği için İlteriş adını alarak Bozkurt Başlı Bayrağı yeniden dalgalandırmaya başladı.
                       Kürşad neslinden olduğumuz için onu kendimize örnek seçiyoruz.                  

              Kim Derdi ki Kürşad Kemikle Etti?                                     
                          O Bir Kişi Değil , O Bir Devletti...                           
                                        Bayraktı , Vatandı,                                      
                         Bir Candı Tepeden Tırnağa, Kıpkızıl Kandı!            


                                        YouTube Kanalımızdaki Videomuz(Abone Olmayı İhmal Etmeyin)

Kaynaklar
1-Hüseyin Nihal Atsız/Bozkurtların Ölümü
2- https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6kt%C3%BCrk_Ka%C4%9Fanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1
3-http://www.gazetekilis.com/kursad-ve-40-gokturklunun-gercek-hikayesi/
4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Chieh-she-shuai
5- https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCr_%C5%9Ead

30 Aralık 2015 Çarşamba

Anıtkabir ; Ulu Önderin Ebedi İstirahatgahı

                   
                                                                 ANITKABİR

    
           Ulu Önderimiz , Ülkemizin Ebedi Şefi , Cumhuriyetimizin kurucusu , Tüm Türkleri temsil edip Türklerin yapabileceklerini ve gücünü 7 düvele gösteren , Derne'de , Tobruk'ta , Muş'ta , Bitlis'te , Halep'te Sakarya'da  Anafartalar'da Düşmana dünyasını dar eden , Son yüzyılın gördüğü en büyük komutan , mareşal ve Cumhuriyetimizin ilk Cumhurbaşkanı , Türklerin Atası Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün sağlık durumu 1937 yılından itibaren bozulmaya başladı ve siroz teşhisi konuldu.
       

Tedavilere sonuç alınamayınca Atatürk 1938 yılında 10 Kasım sabahı , saat 09.05'te Dolmabahçe Sarayında hayata gözlerini kapatmıştır.






Cenazesi büyük bir törenle Ankara'ya uğurlandı. 21 Kasım 1938 günü Ankara'da yapılan büyük bir törenle Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabrine konuldu. Anıtkabir'in yapımına ise 9 Ekim 1944 yılında başlamış ve 1 Eylül 1953'te tamamlanmıştır. 10 Kasım 1953ten itibaren kendisi için yaptırılan Anıtkabir'de ebedi istirahatgahında toprağa verildi.








                                                                                                                 1- Anıtkabir Yerinin Seçimi
           
   Hükümet Atatürk için  yapılacak olan Anıtkabir İnşaatının yapılacağı yerin seçimi için komisyon kurdu. Bu komisyon yaptığı çalışmalar sonucunda Çankaya,Etnografya Müzesi, Büyük Millet Meclisinin arkasındaki tepe, Ankara Kalesi , Eski Ziraat Mektebi, Gençlik Parkı , Altındağ-Hıdırlık Tepe, Gazi Orman Çiftliği gibi önerileri  değerlendirilmeye aldı.
                İnceleme sonucunda Çankaya ya da Etnografya Müzesi alanına yapım için uzlaşma sağlanmak üzereyken Trabzon Milletvekili Mithat Aydın Ankara'yı gezerken Rasattepe(Anıttepe) tepesi çıktı karşısına. Bu tepe , şehrin ortasındaydı ve çevresi boştu. Ankara'nın her yanından görülebilirdi. Mithat Aydın 17 Ocak 1939 tarihinde komisyonun son toplantısında Anıtkabir'in Rasathane'ye yapılması teklifini verdi. Süreyya Özgeevren'in düşünceleri ve Emin İnankur'un söylediği sözler sonucunda Anıtkabir'in Rasattepe'de yapılması büyük çoğunluklar kararlaştırıldı.
                 Emin İnankur Atatürk'ün çok sevdiği bir öğretmendi. Şehri birlikte gezerlerdi. Bir gün Rasattepe'ye çıktıklarında Emin İnankur'a dönmüş ve '' Ne güzel bir anıt yeri'' demiştir.

                                                       2- Anıttepe (Rasattepe)

Anıtkabir yapılmadan önce burada bir kaç küçük meteoroloji istasyonu bulunduğundan Anıttepe'nin eski adı Rasattepe'ydi. Yerli halk buradaki tümülüslerden dolayı buraya  Beştepeler'' diyordu.Bu tepeler Frigler'e aitti ve içinde oda biçiminde mezarlar vardı. Bu mezarlarda birçok eser çıkarılmış ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne gönderilmiştir.




                                                        3-Proje Yarışması                                                                        

  
    Yarışmanın açıldığı yıl 2.Dünya Savaş'ının devam ettiği en kanlı en çetin zamanlarıydı. Buna rağmen proje yarışmasına Almanya,İtalya,Avusturya,İsviçre,Fransa ve Çekoslavakya'dan toplam 49 proje katılmıştı. Bu projeler çeşitli aşamalardan geçerek karar verilmeye değer 3 projeye indirilmiştir . Bunlardan biri ünlü Tannenberg Anıtını yapan Alman Prof. Johannes Kruger'in, biri İtalyan Prof. Arnaldo Foschini'nin, biri de İstanbul Mimarlık Fakültesi Profesörü Emin Onat ile Doçent Orhan Arda'nın eserleriydi. Hükümet bir çok kişinin düşüncesini dikkate alarak 2 Türk mimarin eserini 7 Mayıs 1942'de uygulanmasına karar verdi. 







                                                         4- İnşaat Aşamaları

 1.Kısım İnşaat 1944-45 : Torak Seviyesi ve Aslanlı Yolun istinat duvarını yapılmasını kapsayan birinci kısım 1945'te tamamlanmıştır.

2.Kısım İnşaat 1945-50 : Mozale ve tören meydanını çevreleyen yardımcı binaların yapılması aşamasında betonarme yapı sitemi üzerinde anıt kütlesinin ''Temel Projesi'' hazırlanmıştır.  


1947 yılının sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu tamamlanmıştır. Giriş kuleleri , yol düzeni ve ağaçlandırma çalışmalarının büyük bir bölümü tamamlanmıştır.

3. Kısım İnşaat 1950 : Anıta çıkan yollar , aslanlı yol tören meydanı , mozole üst bölmesinin taş ile kaplanması , merdicen taşlarının yapılması ve lahit taşının yerine konmasından oluşmuştur.

4.Kısım İnşaat 1950-53 : Şeref holü döşemesi, tonozlar alt döşemeleri , şeref holü çevresi  ve saçak süslemelerin yapılmasını kapsıyordu. İnşaat 1 Eylül 1953 tarihinde bitirilmiştir.

                                                       5- Mimari Özellikleri

               Anıtkabir'in tavanı daha çabuk bitmesi için taş tonoz yerine betonarme tavan ile kaplanmıştır. Zemine uygulanan ağırlık azaltılmıştır. Anıtkabir'in yapımında beton üzerine dış kaplama malzemesi olarak kolay işlenebilen travertenler ve mozole içi kaplamalarda ise mermer kullanılmıştır.
                       Heykel grupları, aslan heykelleri, mozole kolonlarında kullanılan beyaz travertenler Kayseri'nin Pınarbaşı İlçesinden , kulenin iç duvarlarında kullanılan beyaz travertenler ise Polatlı ve Malıköy'den getirilmiştir. Kayseri Boğazköprü mevkinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler tören meydanı ve kulelerin zemin döşemelerinde , Karabük Eskipazar'dan getirilen sarı travertenler zafer kabartmaları , şeref holü duvarları ve tören meydanını çevreleyen kolonların yapımında kullanılmıştır. 
                       Anıtkabir anıtsal yönü ağır basan , simetriye önem veren , kesme taş malzemelerin bina yapısındadır (2. Ulusal Mimarlık Dönemi). Şeref holünün zemininde kullanılan krem , kırmızı ve siyah mermerler Çanakkale , Hatay ve Adana'dan , yeşil renk mermer Bilecik'ten getirilmiştir. 40 ton ağırlığındaki lahit taşı Osmaniye'den. Lahitin yan duvarlarındaki beyaz mermerler ise Afyon'dan getirilmiştir.
                       Anıtkabir'de Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerine ve süsleme öğelerine sıkça rastlanır. Örneğiin dış cephelerde duvarların çatı ile birleştiği yerde kuleleri dört yandan saran Selçuklu taş işçiliği örnekleri görülür. Ayrıca Anıtkabir'in bazı yerlerinde( Mehmetçik Kulesi) çarkıfelek ve rozet denilen süslemeler Selçuklu ve Osmanlı sanatında da göze çarpmaktadır.
                       Bütün özellikleriyle dönemin en iyi mimari örneklerinden biri olan Anıtkabir 750.000 m²'lik alan kaplamakta olup. Barış Paktı ve Anıt Bloku olarak iki kısma ayrılır. 

                                        A - Barış Parkı : 

   Anıtkabir ; Atatürk'ün ''Yurtta Sulh,Cihanda Sulh'' sözünden hareketle Çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan yeşil alan içerisinde yükselmektedir. 24 farklı ülkeden çeşitli ağaç ve fidan getirilmiştir. Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden 48.500 adet süs ağacı , ağaçcık ve süs bitkisi bulunmaktadır.




                                     B - Anıt Bloku : 

   Anıtkabir ; Aslanlı Yol , Tören Meydanı ve mozole gibi bölümlerden oluşmaktadır. 
     Antkabir'e Tandoğan kapısından girildiğinde Barış Parkı içerisinde bulunan Aslanlı Yol başındaki 26 basamaklı geniş merdivenlere ulaşılır. Merdivenin hemen başındaki karşılıklı olarak ''İstiklal ve Hürriyet Kaleleri '' yer alır. Anıtkabir'in içinde simetri gözetilerek yerleştirilmiş on adet kule vardır. Bu kulelere yüce kavramları temsil eden isimler verilmiştir. Kulelerin üstü piramit şeklinde çatılarla örtülüdür. Çatıların tepelerinde eski Türk çadırında görülen tunç mızrak ucu vardır. Fresk tekniğinde geometrik süslemeler vardır. Ayrıca kulelerin iç duvarlarında , o kulenin ismiyle ilgili bir kompozisyon ve Atatürk'ün sözleri vardır.
a-İstiklal Kulesi 
      Aslanlı Yol'un sağ başındaki İstiklal Kulesi'nin iç duvarında ayakta duran ve iki eliyle kılıç tutan bir gencin yanında bir kaya üzerine konmuş kartal Figürü görülmektedir. Kartal , mitolojide ve Selçuklu sanatında gücün ve bağımsızlığın sembolüdür. Kılıç tutan genç İstiklal'i savunan Türk Gencini göstermektedir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'na aittir. Kulenin içinde Atatür'ün Şu sözü yer almaktadır ; '' Bu ulus bağımsızlıktan yoksun yaşamamıştır ,yaşayamaz ve yaşamayacaktır ,ya istiklal ya ölüm''
           Kulenin içinde Anıtkabir maketi vardır. Kulenin önünde ulusal kıyafetler giymiş üç kadından oluşan heykel grubu vardır. Bu kadınlardan ikisi elinde Türkiye'nin bereketini temsil eden başak demetinden çelenkler tutmaktadır. Soldaki kadın ileri uzattı elindeki kapla Atatürk'e Tanrıdan Rahmet dilemekte , ortadaki kadın eliyle yüzünü kapatmış ağlamaktadır. Bu üçlü grup Türk kadınının Atatürk'ün ölümünün derin acısı içinde gururlu ve ağırbaşlı oluşunu dile getirmektedir. Heykel grubu Hüseyin Anka Özkan'ın eseridir.


b- Hürriyet Kulesi
   Aslanlı Yol'un sol başında bulunan Hürriyet Kulesi'nin içinde elinde kağıt tutan melek figürü ile , meleğin yanında şaha kalkmış bir atın tasvir edildiği kabartma vardır. Melek figürü bağımsızlığın kutsallığını , elindeki kağıt ''Hürriyet Beyannamesi''ni sembolize eder. At figürü hürriyet ve bağımsızlık sembolüdür. Eser Zühtü Müridoğlu'nun eseridir. Kule Duvarında Atatürk'ün '' Bence , bir ulusta şerefin, onurun,namusun ve insanlığın sürekli olarak bulunabilmesi kesinlikle o ulusun özgürlük ve bağımsızlığına sahip olabilmesiyle mümkündür'' Sözü yer almaktadır. Kulenin içinde Anıtkabir'in inşaat çalışmalarını gösteren fotoğraf sergisi vardır.
              Kulenin önünde üç erkekten oluşan ''Erkek Heykel Grubu'' vardır. Sağdaki erkek miğferi ve kalın kaputu ie Türk askerini , onun yanındaki elinde kitabı olan heykel Türk Gençliğini ve aydın insanları , biraz arkada duran heykel ise yerel kıyafetiyle Türk Köylüsünü temsil etmektedir. Heykellerin yüzünde derin acı ile milletimizin kendine özgü ağırbaşlılığı ile irade gücü dile getirilmiştir. Eser Hüseyin Özkan'a aittir.
c-Tören Meydanı :   Aslanlı Yol'un sonunda yer alan tören meydanı 15.000 kişilik kapasitelidir. Zemini siyah,kırmızı,sarı ve beyaz renkte oluşan traverten taşlardan oluşan 373 adet halı ve kilim deseniyle bezenmiştir.
ç-Bayrak Direği :
    Amerika'da özel olarka yaptırılan bu direğin yüksekliği 33,53m'dir. Avrupa'daki tek parça bayrak direklerinin en yükseğidir. Amerika'da yaşayan Türk asıllı Nazmi Cemal tarafından , kendi fabrikasında imal edilerek 1946 yılında Anıtkabir'e hediye edilmiştir.  Bayrak direği 29 Ekim 2013 tarihinde yenilenmiştir. Diğer bayrak direği arka cephede sergilenmektedir.
d-Aslanlı Yol : 
  Ziyaretçileri Atatürk'ün huzuruna hazırlamak için yapılmış olan 262 metre uzunluğundaki yolun iki yanında oturmuş pozisyonda 24 Oğuz Boyunu temsil eden 24 tane aslan bulunmaktadır. Heykeller çift çift sıralanmıştır ki bu da Türk Milletinin birlik ve beraberliğini temsil eder. Atatürk'ün Türk ve Anadolu tarihine verdiği önem nedeniyle Hititlerin sanat üslubuyla yapılmıştır , heykeller kuvvet ve sükuneti temsil etmektedir. Heykeller Hüseyin Anka Özkan'ın eseridir.

e-Mehmetçik Kulesi : 
      Aslanlı yolun bitiminde sağda 'Mehmetçik Kulesi' yer almaktadır. Üzerindeki kabartmada savaşmak için evinden ayrılan Mehmetçik ifade edilmiştir. Bu kompozisyonda elini asker oğlunun omzuna atmış ona vatan için savaşa gönderen hüzünlü fakat dururlu anne tasvir edilmiştir. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir. Kulenin Duvarında Atatürk'ün '' Dünyanın iç bir yerinde , hiçbir ulusunda Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışmasından söz edilemez(1923) '' sözleri yer almaktadır.
        Kulenin içinde Atatürk ve Anıtkabir ile ilgili belgesel filmlerin gösterildiği 'Sinevizyon Salonu ' bulunmaktadır.
f-Müdafaa-i Hukuk Kulesi :

         Bu kulenin dış yüzeyindeki kabartmada bir elinde kılıç tutan diğer elini ileri uzatmış düşmana ''Dur'' diyen erkek figürü tasvir edilmiştir. Elin altında bulunan ulu ağaç Türkiye'yi , onu koruyan erkek ise Kurtuluş Savaşı için birleşmiş milleti temsil edilmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir. Kulenin duvarında Atatürk'ün ''Ulusal gücü etken ve ulusal iradeyiegemen kılmak esastır'' sözü yer almaktadır. Kulenin içinde çeşitli kitaplar ve hediyelik eşyalar ziyaretçilere sunulmaktadır.

g-Zafer Kulesi :

 


        Kulenin duvarlarında Atatürk'ün üç aferinin tarihi ve zaferle ilgili özlü sözleri yazılıdır. Kule içinde  Atatürk'ün naaşını 19 Kasım 1938 tarihinde İStanbul Dolmabahçe Sarayı'ndan alınarak Sarayburnu'nda donanmaya teslim eden top arabası sergilenmektedir.
         
ğ-İsmet İnönü'nün Lahdi
     



         Barış ve Zafer kuleleri arasındaki sütunların arasındaki galerinin ortasında 25 Aralık 1973 yılında vefat eden Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı Batı cephesi komutanı , ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün sembolik lahdi bulunmaktadır. Mezar odası alt kattadır.
         İsmet İnönü 28 Aralık 1973 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile defnedilmiştir.






h-Barış Kulesi :
     Kulenin iç duvarında çiftçilik yapan köylüler ve yanlarında kılıcını uzatarak onları koruyan asker figürü tasvir edilmiştir. Bu asker barışın sağlam ve güvenli kaynağı olan Türk Ordusunu sembolize etmektedir. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.
         Kale duvarında Atatürk'ün ''Ulusun hayatı telikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir1923'' sözü vardır.
          Kulenin içinde Atatürk'ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören otomobilleri bulunmaktadır.




ı-23 Nisan Kulesi : 
   Kulenin iç duvarında 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin açılışını temsil eden kabartma vardır. Bu kabartmada ayakta duran kadının tuttuğu kağıdın üstünde 23 Nisan 1920 yazılıdır. Kadının diğer elinde Millet Meclisimizin açılışını simgeleyen anahtar bulunmaktadır. Kabartma , Hakkı Atamulu'nun eseridir.
     Kule duvarında Atatürk'ün '' Bir tek karar vardı ; o da ulusal egemenliğe dayalı , hiçbir koşula bağlı olmayan , yeni bir Türk Devleti kurmak(1919)'' sözü yer almaktadır.
     Kulenin içinde Atatürk'ün 1936-38 yılları arasında kullandığu Cadillac marka özel otomobili sergilenmektedir.


i-Misak-ı Milli Kulesi : 
        Müzenin girişindeki bu kulenin içinde bulunan kabartma ulusun tek vücut olarak kenetlenmesini sembolize etmektedir , bir kılıç kabzası üzerinde üst üste konmuş dört el vardır. Bu kompozisyon Türk vatanının kurtarılması için içilen Millet andını ifade eder. Kabartma Nusret Suman'ın eseridir. Kulenin dışındaki duvarda Atatürk'ün Misak-ı Milli ile ilgili '' Kurtuluşumuzun genel kuralı olan ulusal andı tarih safhasına yazan ulusun demir elidir'' sözü yer almaktadır.
            Kulenin içinde Anıtkabir'de icra edilen törenlerde Anıtabir Özel Defteri'nin imzalandışı kürsü yer almaktadır. Aynı zamanda müzenin giriş kısmıdır ve önemli törenlere ait resimler yer almaktadır.

j-İnkılap Kulesi : 
   Müzenin devamı olan bu kulede Atatürk'ün giydiği elbiseler sergilenmektedir. Kulenin iç duvarında yer alan kabartmada zayıf bir elin tuttuğu sönmekte olan meşale çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu temsil etmektedir. Güçlü bir elin göklere kaldırdığı ışıklar saçan diğer meşale ise , Yeni Türkiye Cumhuriyetini ve Atatürk'ün yaptığı inkılapları simgelemektedir.Kabartma Nusret Suman'ın eseridir.
       Kale duvarının üzerinde Atatürk'ün ''Bir toplum aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse ilerlemesine , uygarlaşmasına teknik imkan ve bilimsel ihtimal yoktur'' sözü yer almaktadır. Atatürk'ün kıyafetleri ve kendisine verilen hediyeler de bu bölümde yer almaktadır.

k-Cumhuriyet Kulesi :
      
         Anadolu Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı Atatürk'ün gerçek boyutlarındaki balmumu heykeli ve orjinal çalışma masası burada yer almaktadır.
       Bu kulenin duvarında Atatürk'ün Cumhuriyet ile ilgili '' En büyük gücümüz , en güvenilir dayanağımız , ulusal egemenliğimizi kavramış ve onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi gerçekten kanıtlamış olduğumuzdur'' sözleri yer almaktadır.
        Kulenin içinde Atatürk'ün öğrenim gördüğü Manastır Askeri İdadisi , Sivas ve Erzurum kongrelerinin binaları , ilk TBMM binasının maketi ve o döneme ait fotoğraflar sergilemektedir.

l-Mozole :
   

   Anıtkabir'in en önemli bölümlerinden biri olan mozoleye çıkan 42 basamaklı merdivenlerin ortasında ''Hitabet Kürsüsü'' yer alır. Mermer kürsünün tören meydanı cephesi dairesel geometrik motiflerle süslü olup , ortasında Atatürk'ün ''Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir'' sözü yazılıdır. Kürsü Kenan Yontuç'un eseridir.
     Atatürk'ün mozolesinde solda Atatürk'ün Türk Gençlipe Hitabesi , sağda ise Onuncu Yıl Nutku yer almaktadır. Harfler taş kabartma altın yaldızla yazılmıştır.

m-Şeref Holü : 

   Şeref Holü'ne bronz kapılardan girilir. Girişte sağda Atatürk'ün 29 Ekim 1938 tarihli Türk ordusuna mesajı , solda 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümü üzerine yazdığı taziye mesajı yer almaktadır.
      Girişin tam karşısında Atatürk'ün sembolik lahdi bulunur. Osmaniye ilinden getirilen tek parça kırmızı mermer olup 40 Ton ağırlığındadır. Şeref holünün zemini Adana ve Hatay'dan , yan duvarları ise Afyon ve Bilecik'ten getirilen kırmızı , yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.
      Şeref holünün 27 kirişten oluşan tavan ile yan galerileri mozaik ile süslenmiştir. Şeref holünün yüksekliği 17m. olup , yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü , düz kurşun çatı ile örtülüdür.
     




n-Mezar Odası :
     Atatürk'ün naaşı mozolenin zemin katında doğrudan doğruya toprağa kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozolenin birinci katı olan şeref holündeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası Selçuklu ve Osmanlı mimari stilinde sekizgen planlı olup , piramidal külahlı , tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar siyah, beyaz , kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde Türkiye'nin büyük illerinden , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ve Azerbaycan'dan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.
o-Anıtkabir , Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi 

      Anıtkabir Proje Yarışması şartlarına uygun olarak, Misak-ı Milli ve İnkılâp kuleleri arasındaki bölüm müze olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 21 Haziran 1960'ta Anıtkabir Atatürk Müzesi açılmıştır. Burada Atatürk'ün kullandığı eşyalar ve kendisine hediye edilen armağanlar ve giysileri teşhir edilmektedir. Müzede ayrıca Atatürk'ün madalya ve nişanları ile manevi evlatlarından  Afet İnan, Rukiye Erkin, Sabiha Gökçen'in müzeye armağan ettikleri Atatürk'e ait eşyalar sergilenmektedir.

  Genelkurmay Başkanlığı tarafından yenilenen ve yeni bölümler eklenen müze Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi adını almış ve 26 Ağustos 2002 tarihinde (Büyük Taarruz'un 80. yıl dönümünde) ziyarete açılmıştır. Yeni düzenleme ile Atatürk mozolesinin altındaki 3000 metrekarelik alan müzeye dahil edilmiştir. Cumhurbaşkanlarının gömülmesi için ayrılan ancak kullanılmayan tonozlu bölüm, Atatürk devrimlerinin anlatıldığı sergi alanlarına dönüştürülmüştür. Yeni bölümler eklenmesi ile müze, Atatürk'e ait eşyaların sergilendiği bir mekân değil, Çanakkale Savaşı ile Kurtuluş Savaşı'nın canlandırıldığı bir müze haline gelmiştir.












ö-Sakarya Meydan Muharebesi Konulu Kabartma



   Kompozisyonun sağında bir genç, iki at, bir kadın ve bir erkek bulunmaktadır.Bunlar, savaşın ilk döneminde düşman saldırıları karşısında evlerini bırakıp yurt savunması için yollara düşmüştür. Sağdaki delikanlı arkaya dönmüş, sol elini kaldırıp yumruğunu sıkarak düşmanlara; "Bir gün döneceğiz ve sizden öcümüzü alacağız" demektedir.
Bu üçlü grubun önünde çamura batmış bir araba, çabalayan atlar, tekerleği döndürmeye çalışan bir erkek ve iki kadın ile ayakta bir yiğit ve ona bir kılıç sunan diz çökmüş bir kadın vardır. Bu grup figürleri, Sakarya Meydan Muharebesi başlamadan önceki dönemi temsil etmektedir. Bu grubun solunda, yere oturmuş iki kadın ve bir çocuk, düşman istilası altında, Türk ordusunu bekleyen halkı simgelemektedir. Bu halkın üzerinden uçarak Başkomutan Mustafa Kemal'e çelenk sunan bir zafer meleği vardır.
Kompozisyonun sonunda yere oturan kadın "Vatan Ana"yı, diz çöken genç Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan Türk ordusunu, meşe ağacı ise zaferi simgelemektedir. Kabartma İlhan Koman tarafından yapılmıştır.
p-Başkomutan Meydan Muharebesi Konulu Kabartma

    Kompozisyonun solunda yer alan ve bir köylü kadın, bir erkek çocuk ve bir attan oluşan grup milletçe savaşa hazırlık dönemini temsil etmektedir. Sonraki bölümde; Atatürk bir elini ileri uzatmış ve "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" diyerek Türk Ordusu'na hedefi göstermektedir. Öndeki melek, Ata'nın emrini, borusu ile uzak ufuklara iletmektedir. Bundan sonraki bölümüde, Atatürk'ün emrini yerine getiren Türk ordusunun fedakarlıklarını ve kahramanlıklarını temsil eden kabartmada, vurulup düşen bir erin elindeki bayrağı kavrayan bir yiğit ile siperde ellerinde kalkan ve kılıçlı bir asker Türk ordusunun taarruzunu sembolize etmektedir. Önde ise elinde Türk bayrağı ile Türk ordusunu çağıran zafer meleği bulunmaktadır. Kabartma Zühtü Müridoğlu'nun eseridir. 





























                                                               Sana her şeyimizi borçluyuz. Seni unutmayacağız Ata'm...