Ötüken Ormanından Ayrılmayın! ( Bilge Kağan): #İskitler
#İskitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#İskitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2016 Cuma

Buz Bakiresi / Altay Prensesi - 1993'te Bulunan Büyük Ninemiz Kadın Mumya

           
                    Pazırık Kurganlarında Donmuş Bir Mezar


**''Özet Videomuz Yazının Sonundadır''**

         Her şey 1993 yılında başladı. Rus arkeologlardan oluşan bir grubun Rusya, Kazakistan , Moğolistan ve Çin'in sınırlarının birleştiği Güney Altay'daki Ukok Yaylasında bulunan Pazırık kurganlarda kazı çalışmalarını vücudu bozulmamış bir kadınla karşılaştılar.
         Pazırık'ta MÖ 5-3 yüzyıllara tarihlendirilen soylu bir aileye ait olan Buz Bakiresi /  Ukok Prensesi / Altay Prensesi adı verilen , tahmini 25 yaşında öldüğü düşünülen ve hayvan desenleriyle süslenmiş , iyi korunmuş bir mumya , arkeolog Natalia Polosmak tarafından 1993 yılında bulunmuştur. Ruslar ona Prenses Ukaka demiştir.
         Donmuş toprak tarafından korunan mezar günümüze kadar gelebilmiştir.Defin işleminden sonra mezar odasının içerisi sularla dolmuş ardından da Altay'ın yüksek yaylalarındaki bu soğuk iklimde buz tuttuğundan dolayı mezarın tüm içeriğinin günümüze kadar korunduğu düşünülmektedir.

             Buz Bakiresi ve Dövmeleri 


            Altay Prensesi tahrip olmamış Pazırık Kurganlarında bulunan en ünlü mumyadır. Genç bir kadın olması itibariyle Pazırık ve Türk Kültürüne ait nadir örnekleri günümüze taşımıştır.
           Mumyanın bulunmasıyla gerçekleşen en heyecan veren gelişme  Buz Bakiresinin vücudunda modern anlamda dövmelere benzeyen vücut süslemeleri oldu. Prensesin sol omzunda akbaba gagasına ve oğlak boynuzlarına sahip bir geyikten oluşan mitolojik bir hayvan vardı. 
            Başparmağında ve kollarında hayvan motifleri bulunmaktaydı. Başparmağındaki dövme çiçeklerle biten boynuzlarıyla bir tür geyiği simgelemektedir. Buz bakiresi denilen bu mumyalanmış insan ve bunun gibi vücutlarında hayvan desenli dövmeler bulunan mumyalar bulunmuştur. Mumyalar bulunduğu yer sebebiyle Çin ve Rusya arasında sınır tartışmalarına da konu olmuştur.  
         

              Altay Prensesinin Mezar odası


            Buz Prensesi ahşap yapılan mezar odasında  ona ruh dünyasında eşlik edeceği düşünülen eyerlenmiş ve dizginlenmiş  6 tane atıyla beraber bulundu.Tabutu bir çam ağacı türü olan Karaçam ağacının gövdesi oyularak yapılmıştı. Tabutun dış yüzeyi geyik ve kar leoparları tasvirleriyle simgelenmişti.  
           Ayrıca mezarda koyun ile at eti ve yoğurt gibi süt ürünleri bulunmuştur. Bir parça et bıçağın ucuna saplanmış şekilde bulunmuştur. Bıçağın sap kısmı birbirine simetrik iki dağ keçisinin boynuzu ve ortasında bulunan kurt başıyla süslenmiştir. Bıçağın sapının merkezinde sivri dişlerini gösteren kurt vardır.

                  

                 Buz Prensesinin Fiziki Özellikleri



           Buz Prensesinin iyi korunmuş vücudu turba ve ağaç kabuğu kullanılarak başarılı bir şekilde mumyalanmıştı , tabutun içine o uykudaymış gibi yatırılmıştı. Elleri ise karnının üstünde kavuşturulmuş şekilde vaziyettedir. Atların ve prensesin başları Türklerin ölü gömme adetleri gereği doğuya dönüktür. Muhtemelen 25 yaşlarında ve 1.68 cm boyunda genç bir kız olduğu tahmin edilmektedir.  Fiziksel olarak kurgandan çıkarıldığında saçları hala sarıydı.Mumyalanmış Prensesin saçının bir bölümü kazınmıştı. Başında da uzun bir peruk vardı. Bu perukta at yelesinden yapılmıştı ve 84 cm uzunluğundaydı. 
           Ukok Prensesi Çin İpeğinden uzun bir gömlek ve keçeden yapılmış desenli uzun botlar giyiyordu. Zamanında Çin İpeğinin altın kadar değerli olması Prensesin statüsü hakkında bilgi vermektedir. Soylu bir aile ya da önemli bir kişi olduğunu göstermektedir.Türk Tarihinde ipek kumaştan oluşan ilk elbiseye de bu kurganda rastlanmıştır.
                
            Buz Bakiresinin Ölümü


             2014 yılında yapılan MR sonuçları ve bazı araştırmalar neticesinde Prensesin ölüm nedeninin meme kanseri olduğu düşünülmektedir. Prensesin yanında bir kap dolusu marihuana ve kişniş otlarının yakıldığı bir kap buldular. Bu otların Buz Prensesinin tedavisinde kullanıldığı düşünülmektedir. 
            Onun genetiğine ilişkin kalıtsal yapısı kalıtımsal dış görünüşü tartışmalara yol açmıştır. Buz Bakiresi havaya maruz kaldıktan ve eridikten sonra bozulmaya başlamıştır. Kurgandan ilk çıkarıldıktan sonraki halini gösteren fotoğraflar çok yoktur.Buz Bakiresinin portresi kafatasının ölçülerine uyularak resmedilmiştir.
         
          
           Buz Prensesinin Defin Karmaşası

 
           Mumya Rusya Arkeoloji ve Etnografya Novosibirsk Enstitüsü, RAS Sibirya Şubesine bağlı Arkeoloji Müzesinde sergilenirken 2003 depreminden sonra Altayların İnsanları (İhtiyar Meclisi) tarafından doğal afete neden olmakla suçlandı. Mezar açıldıktan sonra Altay'da depremler ve seller meydana gelmeye başladı. Yüzlerce ev yıkıldı ve seller meydana geldi. Yerli insanlar '' Altay Prensesinin Lanetinden'' bahsetmeye başladılar. Altaylılar büyük ninenin huzurunun rahatsız edildiğini onun götürülmesiyle beraber de kötülüğün güçlerinin yüzeye çıkıp insanları rahatsız ettiğine inandılar. 
             Mumyanın Altay Dağları'na geri getirilmesini talep etti.Mumya için özel bir müze yapılmış ve geri getirilmiştir. 2012 yılından itibaren gizemli mumya Gomo-Altaysk şehrinin Ulusal Müzesinde bulunuyor. Mumya ayrı bir salonda , sabit mikroklima şartlarında özel bir lahitte bulunuyor. Şimdi lahit içinde sabit ısıda korunmaktadır. 
             Altay Halkı onun geldiği yere toprağın altına gömülme isteklerini yine dile getirmeleri üzerine ; En son bildirilen haberlere göre Prensesin Ukok yaylasındaki orjinal mezarına tekrar gömüleceği ve üstüne yapılan bir mozoleyle onurlandırılacağı bildirildi.


Yararlanılan Kaynaklar:
http://www.bilinmeyenturktarihi.com/altay-prensesin-laneti.html
http://arkeofili.com/?p=1449
http://mongolschinaandthesilkroad.blogspot.com.tr/2014/12/ukok-princess-to-find-final-resting.html
https://www.rt.com/news/196356-pazyryk-princess-breast-cancer/
http://www.56thparallel.com/altai-princess-ukok/
http://semrabayraktar.blogspot.com.tr/2012/05/pazirik-kurgani-ve-buz-bakiresi-prenses.html
http://www.dunyadinleri.com/tr-TR/mitoloji/altay-mitolojisi/oku_buz-bakiresi-tekrar-gomulecek
http://tarihvearkeoloji.blogspot.com.tr/2014/10/orta-asya-ukok-yaylasi.html

                     Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim.                             
                Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.                       
                                     Hoşçakalın...                                                 



                                                         Abone olmayı unutmayınız.


7 Şubat 2016 Pazar

Türkler Tarihleri Boyunca Atlarının Kuyruklarını Neden Bağladı ?


              At kuyruğu bağlamak Türk Tarihinde ; Vatan , millet , aile , ar ve namus uğruna şehit olmaya hazır olduğunu simgelemiştir.
                         At Kuyruğunun Tuğ Yapılması 
Özet Videomuz Yazımızın Sonundadır


          Savaşa girmeden önce , at kuyruğu bağlamak , eski bir Türk adetidir. At kuyruğu kesmek ya da bağlamak yüzyıllarca yıl boyunca Türk Toplumları arasında farklı anlamlarda v farklı şekillerde yaşamıştır. Mitolojik,dini ve sembolik anlamları Türk Sanatının bütün devirlerinde de karşımıza çıkmaktadır. 
          Çetin savaşlara katılmak üzere hazırlanan savaşçılar atlarının kuyruklarını kesip tuğ yapmışlar. Ve kendilerinin fedai olduklarını ilan etmişlerdir. Savaşta ölürlerse de kesilmiş olan atının kuyruğu mezarına dikilirdi. Bu gelenek zafer için Tanrı'ya verilen at kurbanlarının bir tür devamıdır. Daha sonra atın kuyruğunu düğümleme şeklinde devam etmiştir. Selçuklu ve Osmanlılarca da kullanılmıştır. 


              İlk Anlamıyla At Kuyruğu Bağlamak

       At kuyruğu bağlamanın amacı çok uzun olan kuyruk kıllarının savaş esnasında atın ayaklarına dolanmasını önlemekti. Türk savaşçıları , çarpışmaya girmeden önce atlarının kuyruklarını ipek ile örüp bağlamaktadırlar. (1) Buna ''Kuyruk Tüğmek''(düğümlemek) veya ''at çermetmek'' denilmekteydi. (2)

                 Sultan Alp Arslan ve Pazırık Kurganı


     At kuyruğu bağlamak aynı zamanda kahramanlık ve yiğitlik alameti sayılmaktaydı. Tarihi kayıtlara göre Sultan Alp Arslan , Malazgirt Savaşına girmeden önce atının kuyruğunu bizzat kendisi bağlamıştır. Bütün askerlerinden de aynı şeyi yapmasını istemiştir. (3) Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e yapılan yas töreninde törene katılanların atlarının kuyrukları kesiktir. 

       Türklerde eski yas adetlerinden biride ölen savaşçının bindiği atın kuyruğunun kesilmesiydi. İskitlere ait Pazırık Kurganında bulunan at iskeletlerinin kuyruklarının kesik olması , bu adetin çok eskilere dayandığının göstermektedir. 

           Atların Kuyruğu Neden Kesilmiştir?
                  Atların Kuyruğu Neden Bağlanmıştır?
              Eski Türklerde hayat içerisinde at kuyruğu kesme veya halk arasındaki adıyla dullama'nın (tullama) ortaya çıkışı şu şekilde açıklayabiliriz. Eski Türklerde alp ve askerlerin en yakınlarından biri olan atlar onlara eşleri kadar yakındı. Savaşta hayatını kaybeden askerlerin atlarına dul kaldı gözüyle bakılırdı. Askerlerin mezarlarına atlar kuyruğu kesilerek gömülür ve bu işleme de dullamak denirdi.
             Sahibi ölmüş olan atın yas alameti olarak kuyruğunu kesmek , yasa girmek olarak kabul edilirdi. (4) Bugün hala Kırgızca'da ''Tullamak'' kelimesi yas ve matem tutmak manasına gelmektedir. Kırgız,Yakut ve Kazak lehçelerinde ''Dullamak''  sırasıyla Tuldamak,Tuluyah ve tullamak şeklinde telaffuz edilmiştir.

         Bu askeri geleneği tarih boyunca sadece Türklerde görmekteyiz. Kaşgarlı Mahmut'un Divan'ında at kuyruğu kesme ve bağlama geleneği ile ilgili bilgiler bulmaktayız. Divandaki ''Alp eratın çermetti, yiğit adam atının kuyruğunu öldürdü'' cümlesi yiğitlik göstergesidir.(5) Yine Divan'da dedelerimizin savaşa çıkmadan önce atlarının kuyruklarını bağladıkları şu şiir parçasıyla ispatlanabilir. '' At kuyruğunu bağladık , tanrıya da çağladık , üzengi yakladık , aldayıp güya çekindik'' (6)

         Destanlarımızda At Kuyruğu Bağlamak 

      Özbek destanlarında kahramanlarının atının kuyruğunu bağladığından söz edilmektedir. Örneğin ; ''Melle Sevdagar''(Sarışın Tüccar) adlı Özbek halk destanında : '' İşte o zaman Avazhan külahını giymiş , atının kuyruğunu bağlamış, üzengiye ayağını basarak, türkü söylemeye başlıyordu'' denilmektedir. ''Alpamış'' destanının Said Murat Panahoğlu varyantında ''Atını koşturan atının yelesini ve kuyruğunu örer'' denilmektedir.(7)

             Savaş Alameti : At Kuyruğu Bağlamak 

       

         Değerli bilim insanı Bahaaddin Öğel'in şu fikirlerini dile getirmektedir. '' At kuyruğu eski Türk inanç ve adetlerinde farklı şekillerde önemli yer tutmuştur. At savaşçısının ikinci nikahlısı sayılmıştır. Savaşa çıkan askerler atlarının kuyruklarını keser ve mızraklarının ucuna bağlardı.'' Kuyruğu kesilen at da dul sayılmıştır. 

         Pazırık Kurganında bulunan ve dünyanın en eski halısı olarak kabul edilen Pazırık halısında birbirini takip eden atlılar göze çarpmaktadır. Süvarilerin bindiği atlarının tümünde kuyruklar ortadan bağlıdır.(8)  Eski Türk hakanlarının atlarının kuyruklarını ortadan bağladıklarını söylemiştik. 

        Yas Alameti : At Kuyruğu Bağlamak

         At kuyruğunun bağlanmasının savaş alameti olduğunu söylemiştik. Alpler savaşa girmeden önce atın kuyruğunu düğümlemişlerdir. Alp eğer savaşta ölürse kuyruk bağlı olduğu yerden kesilirdi. Bu işleme de Türkler ''dullamak'' demiştir. Böyle söylenmesinin sebebi ise atın dul kalmasıdır. Anadolu da eski bir gelenek vardır. eşi ölen kadınlar saçlarını kesmektedir. Saç kesmek Türklerin yas adetidir. Biz Türkler rüyamızda saçımızın kesilmesini görürsek bunu ölüme yorumlarız. At kuyruğunu düğümlemek ve kesmek gelenek,kültür ve mitolojimizi bu denli etkilemiştir.(Nuray Bilgili)

        Tarih kitaplarında Fatih Sultan Mehmet'in atının kuyruğunun bağlı olduğu göze çarpmaktadır. At kuyruğu bağlamak ayrı bir kültür de oluşturmuştur. Osmanlı padişahları savaşa gitmek için yola çıkmadan önce atlarının kuyruklarını geleneklere uygun olarak bağlamışlardır.(Yrd.Doç.Dr.Haldun Eroğlu) 

        At Neden Dul Kalırdı?

       Kazaklar at kuyruğu kesme geleneğine atı dul bırakmak manasına gelen ''tulday'' ifadesini vermiştir. Tullanan atlara kimse binemezdi. Atın kuyruğunu kesmek ölümü çağırmak ve ölüme davet manasına geldiği için Kazaklar arasında sebepsiz yere atın kuyruğunu kesmek şiddetle yasaklanmış ve bunu yapanlara ağır cezalar verilmiştir.(9). Kırgızlarda ölünün hayatta iken bindiği atın kuyruğunu kesip , mezarının üstüne diktikleri sırığa bağlarlardı. 

        Oğuzlar İslamiyetin kabulünden sonra dahi bu geleneklerine devam etmişlerdir. Dede Korkut Hikayelerinde Bamsı Beyrek dayısı aruz tarafından ağır şekilde yaralanınca arkadaşları ile beyine şu haberi göndermiştir ; ''Yiğitlerim yerinizden kalkın . Akboz atımın kuyruğunu kesin. Kazan'ın divanına koşup varın. Ak çıkarıp kara giyin , Bamsı Beyrek öldü deyin'' cümlelerinde bunu açıkça görmekteyiz.(10) Harezmşahlar döneminde yazılmış Türkçe sözlüklerde ''Tügdi atnın kuyrugın'' (Atının kuyruğunu bağlamak) şeklinde deyimlere rastlanır. 

       Osmanlı'da At Kuyruğunı Kesmek/Bağlamak



        Bu gelenek Osmanlı zamanında da devam etmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in padişahlığı sırasında babası 2.Murat'ın ölümü üzerine törene katılanlar atlarının kuyruğunu kesmişler , eyerlerini ters çevirdikleri gibi , yaylarını kırıp tabutun üzerine koymuşlardır.  Yavuz Sultan Selim'in yeğeni Süleyman Bey  1513 yılında Mısır'da vefat etmiş ve cenaze töreninde tabutunun önüne kuyrukları kesilmiş , eyerleri ters çevrili olan atlar götürülmüş , kırılmış olan yayları ve sarığı da tabutun üzerine konmuştur. (11)

         Bu yas geleneği sadece ölüm üzerine değil savaş öncesi hazırlıklarda da yapılmıştır. Mesela ''Tul at''(dul at) kelimesi Çağatayca'da ''savaşta binmek için hazırlanan at '' anlamını ifade eder. Savaşa fedai olarak katılan askerler atlarının kuyruklarını bağlamışlardır. 

  
      Kaşgarlı Bey'in Divan'ından Seçmeler

          Kaşgarlı Mahmut Divan'ında atın kuğrunun kesilme/bağlanma alışkanlığı ile ilgili şu dizelerde de dile getirilmiştir.

Kudruk katı tüğdümüz--- Kuyruğu sıkıca düğümledik
Tenriğ öküş öğdümüz---- Ulu tanrıya övdük
Kemşip atı teğdimiz------ Dizginleri çektik
Aldap yana kaçtımız-----  Dörtnala gidermiş gibi yaptık.

           Yine Kaşgari dizelerinde süvari atlarının ve savaşçıların örtündüğü beçkem adı verilen yak öküzü kuyruğu ya da ipekten oluşan bir çeşit örtüden de bahsetmektedir.

Beçkem urup atlaka---  Atları beçkemleyip
Uygurdaki tatlaka-----   Uygur topraklarındaki barbarlara
Oğri , yavuz itlaka----    Hırsız vahşi itlere
Kuşlar gibi uçtimiz.--     Kuşlar gibi uçarak saldırdık.


             Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim Arkadaşlar .                 
Bir sonraki yazımıza kadar hoşça kalın...                                          



                                               Kanalımıza Abone Olmayı Unutmayınız.

Yararlanılan Kaynaklar;
1- S. Koca, Selçuklularda Ordu ve Askeri Kütür, Ankara 2005
2- S.Koca, a.g.e.,s.204 Salim Koca / Selçuklularda Ordu ve Askeri Kültür 
3- S. Koca; Türk Kültürünün Temelleri II, Ankara 2003 sf205
4- BOZKIR KÜLTÜRÜNDE ALP KARAKTERİNİN ORTAYA ÇIKIŞINDA TÜRK GELENEKLERİNİN ETKİSİ Yrd. Doç. Dr. Kürşat KOÇAK
5- Kaşgarlı Mahmûd, D.L.T 2006: c. II
6-D.L.T 1. Cilt sf 61
7- prof. dç. dr. Türe Mirzayev, Taşkent, 1972
8-Diyarbekirli, Nejat; Hun Sanatı, Meb Yayınları, İstanbul 1972.

9-10-11 SÜ fen –edebiyat fak. Tarih bölümü Doç Dr.Mehmet Ali Hacıgökmen Türklerde Yas Âdeti Temelleri ve Sonuçları
--Durmuş, İlhami; “İskitlerde Ölü Gömme Geleneği” Milli Folklor, 61, (2004), 21– 29.
--Ögel, Bahaeddin; Türk Kültür Tarihi (İslamiyet öncesi), TTK Basımevi, Ankara 1991.
--http://www.tarih.gen.tr/tarih-blogu-turk-kulturu-ve-tarihinde-at.html
--http://semrabayraktar.blogspot.com.tr/2013/10/atlarda-kuyruk-baglama html
--www.altinmiras.com
--http://www.yenidenergenekon.com/770-turklerde-yas-adeti-temelleri-ve-sonuclari/#sthash.jzAQCZDs.dpuf

1 Şubat 2016 Pazartesi

Türk'ün İkinci Nikahlısı Olan Atın Önemi

            İlk Kez Türkler Tarafından Ehlileştiren At 
Özet İzletisi Yazının Sonundadır...

             Atlar en eski çağlardan beri Türklerin hayatıyla içli dışlı oldular. Asya'daki ilk at kalıntılarına Kapanda-Yüs bölgesinde Türklerin ataları tarafından oluşturulan Afanasyevo (MÖ 2500-1700) ve Andronovo(MÖ 1700-1200) kültürü çevresinde yapılan kazılarda rastlanmıştır. MÖ 3 binli yıllardan kalma mezarlarda , ağızlarında gem izleri bulunan at iskeletleri bulunmuştur.


            Bu bize atı ilk ehlileştiren ve hayatlarında kullanan ilk insanların Türkler olduğunu gösterir. Alman Tarihçi Portriatz ''Eski Çağlarda At'' isimli eserinde , atın MÖ 6000'li yıllarda Türkler tarafından ehlileştirildiğini söylemiş ve bunu bazı bulgularıyla kanıtlamıştır. ( Bu bulgulara Anav Kültür Çevresinde ulaşılmıştır)




                    Atın Türk'ün Hayatındaki Rolü 


             MÖ 5.yy'dan sonraki Orta Asya Türk kültürüne ait birinci elden kaynaklar,  atın Türkler için önemini ve hayatındaki işlevlerini ortaya çıkarmaktadır. Türkler Dünya Tarihinde atı ilk kez ehlileştirmiş , binek hayvanı olarak kullanmış ve Kültür Tarihine armağan etmiştir.Atı ilk kullanan Türkler onu başta Çinliler olmak üzere bütün Avrupalı kavimler ata binmeyi öğretmişlerdir. Bunu atla ilgili birçok terimin ''iğdiş , ulak , yam, yamçı , yağız ve yılkı'' gibi kelimelerin Arapça ve Farsçaya geçmesi ispat olarak gösterilebilir. 
             Türklerin ata verdiği önem sebebiyle onların hayatındaki siyasal, sosyal, ekonomik, askeri, dinsel,sanatsal ve mitolojik alanlarda yansımaları olmuştur. Atın yapılan anlaşmalarda vergi olarak verilmesi siyasi rolünü , sütünün içilmesi ve etinin yenmesi sosyal hayattaki rolünü , Çin ipeği ile değiştirilmesi ekonomik rolünü , kahramanı ile birlikte gömülmesi dinsel rolünü ,  Savaşlarda hızından ve gücünden yararlanılması askeri rolünü , çeşitli sanat alanlarında yer alması sanatsal açıdan önemini ve destanlarda, efsanelerde yer alması da mitolojik açıdan önemini bize göstermektedir. 

        Savaş Meydanında At ile Türk'ün Gücü

             Türkler atların etini yemişler , sütünden milli içkileri olan kımız yapmışlar , onu kurban olarak sunmuşlar ve yabancı ülkelere ihraç ederek gelir elde etmişlerdir. At asıl değerini Türkler için savaş alanında kullanılmasıyla gösterdi. At Türklere sürat ve keskin bir manevra kabiliyeti kazandırdı. Orta Çağ kaynakları Türk Atlıları için '' Kasırga gibi birdenbire görünüp, kuşlar gibi uzaklaştıklarını'' şaşkınlıkla dile getirmişlerdir. Eski Türk Atlı birlikleri çağımızın zırhlı birliklerinin yerini tutmaktaydı. Doğu'da Çin Seddi Kapılarında Atını şaha kaldıran Türkler , Batıda Viyana kapılarına da at sayesinde dayanmaktaydı.Eski Türk orduları büyük ölçüde atlı ve okçu süvari birliklere dayanıyordu. Türkler atın kendilerine verdiği sürat sayesinde , Turan/Hilal taktiğini ustaca uygulamışlardır.Türklerin büyük devletler kurarak , geniş sahalara yayılması at ile mümkün olmuştur.


            4-6 yy Roma-Batı kaynaklarına göre ''Hunlar at üstünde yerler, içerler , konuşurlar , alışveriş yaparlar ve ikamet ederlerdi''.(p. Vâczy, "Hunlar Avrupa'da”,Attila ve Hunları, İstanbul 962s. 91 ) 7-10 yy Bizans Kaynaklarına göre ''Türkler sanki at üstünde doğmuştur, yürümesini bilmezler'' gibi sözler yer almaktadır.Çocuklarını erken yaşta ata binmeye alıştıran Türkler , onları 3 yaşından sonra koyunlara bindirmeye başlamışlar 8 yaşında at sırtında çocuklarla beraber gezmişlerdir.12 yaşında da çocukların mükemmel birer binici oldukları kaynaklarda belirtilmiştir.

                               Kağanların Ebedi Dostları


                 Atlar Türkler için can yoldaşı , sadık arkadaşı , destan kahramanlarının sohbet ettiği öğüt aldığı yoldaşı , büyük Hakanlarımızın mezarlarında onlarla beraber gömülen ebedi dostları oldular. Ölen şahsın mezarına ölünün lüzumlu elbiseleri , çeşitli eşyaları , silahları , bir odalık veya tadın hizmetkar  , koşumlu atlar , ölen şahsın binek atı da dahil olmak üzere hepsi beraber gömülmekteydi.(1) 
               Türkler ölümden sonra ahiret inancına inanıyorlardı. Yapılan kazılarda kurganlarda çok sayıda at kalıntısına rastlanmıştır. Özellikle Doğu Altay'larda Ulagan Vadisinde Pazırık Kurganlarından çıkarılan buluntular bu konuda bizi bilgilendirmektedir. (2) Pazırık Kurganından çıkarılan Pazırık Halısında üzerinde atlı süvariler ve pantolon giyen askerler yer almaktadır. Bu bize Hayvan üslübunun ilk örneklerinin Saka/Hun sanatında olduğunu göstermektedir. 

                     'Atın Efendisi' Adıyla Türk Kağanlar

                 M.Ö 2.yy'da Doğu Hun İmparatorluğu'nda her yıl sonbahar aylarında büyük toplantılar yapılır ve ülkedeki atlar sayılırdı. Çin kaynaklarına göre Hunlar 1 milyon süvariye sahiplerdi. At Türk'ler için o kadar önemliydi ki bozkır Türk Kavimlerini idare eden hakanlara ''Atın Efendisi'' ünvanı verilmiştir. (3)  
               Atilla da atı , ordu manasında kullanmış ve  ''Atımın Bastığı yerde ot bitmez'' sözüyle de atına verdiği  önemi göstermiştir. Türkler için ''Daha yürümeyi öğrenmeden ata binmeyi öğrenirler'' ve ''At için binici Türktür , gerisi yüktür'' sözleri at ile Türk'ün yakınlaşmasını anlatan en güzel sözlerden biridir.

                     Kaşgarlı Mahmut ve Atasözlerimiz

 

            11 yy'da büyük bilim adamı Kaşgarlı Mahmut Divan'ında ''il'' kelimesini açıklarken şöyle yazmaktadır : ''İl bir çeşit attır , çünkü at Türk'ün kanadıdır. Seyise(at bakıcısı) ilbaşı denilir. Bu da vilayet başkanı demektir.'' (4) Bu cümle Türklerin bu asil hayvana ne gözle baktıklarını ve ona verdikleri değeri çok güzel ifade eder
                At terimi Kaşgarlı Mahmut'un divanında asıl anlamıyla kullanılmıştır. ''Kuş kanadın,er atın / Kuş kanadıyla , er atıyla''(5) cümlesi bize at kelimesinin o dönem içinde faal olarak kullanıldığını göstermektedir. 
                Türk kültüründe ata büyük önem verilmiş ve ailenin bir ferdi olarak davranılmıştır. ''Bir günlük ömrün varsa atın olsun , iki günlük ömrün varsa hatunun olsun'' ve ''At pazarı baht(mutluluk) pazarıdır'' gibi atasözleri atın Türk Kültüründeki yerini göstermektedir. 
                Türklerin ata verdikleri önem atasözleri ve deyimlere de yansımıştır. ''Atın ölümü , İtin bayramıdır''  , ''At işler , er öğünür'' , ''At Türk'ün kanadıdır'' , ''Türk çadırda doğar,at üstünde ölür'' , ''At ölümü,er ölümü olmasın'' , ''Kuş kanadı ile , er atı ile'' , ''Ata kuyruk , yiğide bıyık yakışır'' , ''Atı kuyruklu olanın sözü buyruklu olur'' ve ''Sabah kalk atanı(babanı) gör , atandan sonra babanı gör'' gibi atasözleri atların Türkleri ne kadar etkilediğini göstermektedir. 
                Bugün hala Anadolu halkı nazardan korunmak için evinin girişine at nalı asmaktadır. Bu , atın hala bizleri nasıl etkilediğini gözler önüne sermektedir. 

                Dede Korkut / Manas / Köroğlu'da At

             Dede Korkut destanlarında Bamsı Beyrek , zindandan çıkıncaya kadar kendisini 16 yıl bekleyen atına '' At demezem sana , Kardaş direm , Kardaşımdam ileri'' diye seslenerek onu aileden biri gibi görmüştür. 

Manas destanında Kökötöy Han’ın atı Maaniker’den şöyle bahsedilir.
Kanadı altı, ayağı dört
Bulutlu göğün altından
Dönüverir çitin üstünden
Yürür mü uçar mı görünmez,

İnsanlarca bilinmez.

Köroğlu’nun metinlerinde de uçan at efsanesine rastlıyoruz.
Kırat’ımın elinden babam can mı kurtulur?
Elma gözlü Kırat’ım benim
Canım Kırat gözüm Kırat
Sana olsun murat
Her yanında çifte kanat
Uçar gider ha gider, ha gider

                 Mustafa Kemal ve At


             1. İnönü savaşının bitiminde Türk ve Yunan orduları birbirinden habersiz olarak  karşılaşmak üzeredirler. Askerler o kadar yorgundur ki , gece karanlığında birbirlerini fark edip tanıyamazlar bile. Türk Askerleri düşmanı nasıl fark etti dersiniz? Bunun haberini atlar geri çekilmeleriyle , kişnemeleriyle başını sallamalarıyla ve huysuzluklarıyla binicilerine haber verdiler.
         At ordumuz için tarihin her devrinde olduğu gibi Kurtuluş Savaşında da hem taşıyıcı hem yönlendirici hem koruyucu hem de ısıtıcı olmuşlardır. Atatürk'ün bu hayvanları sevmemesi mümkün müdür? Çok yakın arkadaşı Fikriye Hanım'a da ilk hediyesidir. Adı da Zaferdir. 
  
           Bildiğimiz üzere Atatürk insanlara olduğu kadar atlara olan sevgisiyle de bilinirdi. Atatürk'ün en çok sevdiği atın adı Sakarya , muharebe yıllarında bindiği atın adı ise Çankaya'dır. 
              

                  Son Olarak Değerli Okuyucular;

               Yönünü Anadolu'ya çeviren Alparslan'ın altındaki Kır At , Malazgirt'ten Anadolu'ya ve Balkanlar'a gülümsüyordu. At , Söğüt yaylalarında Ertuğrul Gaziye sırdaş oldu. Kanuni Sultan 40 yılı aşkın süren Hükümdarlığında her yere onunla gitti. Sıcaktan kavrulan Yavuz'u Sina çölünde de o taşımıştı. 
                
                Değerli arkadaşlar sözlerimi bir kaç Atasözü ve Büyük Türklerin sözleriyle bitirmek istiyorum.

At binenin , kılıç kuşananındır.
At ölür meydan kalır , yiğit ölür şan kalır.
Ata binince Allah'ını , inince de atını unutma.

''Türk ses vurgundur ; Davul sesi, kılıç sesi , nal sesi''(Oğuz Han)
''Kuş kanadın , er atın, at da Türk'ün kanadıdır'' (Kaşgarlı Mahmut)


                           Okuduğunuz için teşekkür ederim.                          
                        Bir sonraki yazımıza kadar Hoşça kalın...                  



                                                      (Abone olmayı unutmayınız)                                                              

Yararlanılan Kaynaklar:
1-Nejat Diyarbekirli, Hun Sanatı,İstanbul1972, s.67
2-İlhami Durmuş.''Bozkır Kültürünün Oluşumu ve Gelişiminde At'' GaziÜ,FEF,sbd,1998
3-Prof.Dr.Emel Esin /Türk Sanatında At sf168
4-Divanü Lügati't-Türk /1.Cilt, Sf.83
5-Divanü Lügati't-Türk /1.Cilt Sf.70
-http://www.bilgicik.com/yazi/turk-tarih-ve-kulturunde-at/
-http://www.tarihbilimi.gen.tr/makale/turklerde-at-kulturu/
-http://www.haytap.org/index.php/200910292267/yuk-hayvanlari-gercegi/mustafa-kemal-ataturk-ve-atlar
-http://www.avrasyasporbirligi.com/using/extensions/components/content-component/article-category-list/82-binicilik/78-t%C3%BCrklerde-binicilik.html


20 Ocak 2016 Çarşamba

Tomris Hatun-İlk Kadın Hükümdar/İskitler

                              Dünya Tarihinin İlk Kadın Hükümdarı 
                                                 İskit Türkü Kadın Kağan Tomris
***Özet Videosu yazının sonundadır***

                                1-İskitler (Sakalar) Kimdir?

         İskitler (Skythler ,Sakalar) MÖ 8.yy ile MS 2 yy arasında Avrupa'nın Doğusu(Kırım-Pontik Bozkırlar) ile Orta Asya'da , Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi'ni içine alan bölgelerde yaşamış olan Türk Halkıdır.(1)  
      Bozkırın kuyumcularıydılar. İskitler savaşçı bir milletti ve orduları hem kadın hem de erkek savaşçılardan oluşuyordu. İskit diyarlarında silahlarıyla gömülmüş çok sayıda kadın kurganı(mezarı) bulunmuştur. İskitler de kadınların da savaştığı bir gerçektir.(2)


   
                         2- 'Kadın Kağan Tomris' Kimdir?


               Bu topraklarda MÖ 6.yy'da yaşadığı düşünülen Tomris veya Tomyris kocasının ölümünden sonra Türklerin Kağan'ı oldu. Tomris Dünya Tarihinin bilinen ilk Kadın Hükümdarıdır. İsmi Öz Türkçedir ve günümüz kullanımıyla ''Demir/Temir'' anlamına gelmektedir.(3) Tomris ya da Tomaris ismi günümüzde de kullanılan bir Türk ismidir.(4)  
               Yüce Tomris , Nene Hatun gibi , Dilşad/Ipar Hatun gibi ,Şerife Bacı gibi , Erzurumlu Kara Fatma gibi ismini göklere altın yıldızlarla yazdırmıştır. Dünya ve Türk tarihinin Şanlı Türk Kahramanı Tomris'in bu övgüleri neden hak ettiğini ve neden bu kadar değerli olduğunu yavaş yavaş yazımızda işleyeceğiz.









                  3-Pers/Ahameniş İmparatorluğu ile Kral Kiros


           Aynı yüzyıl içerisinde Pers diyarında hüküm süren Ahameniş Hükümdarlığı bulunmaktaydı. Bu sülale birkaç defa küçük savaşlarla Türkleri taciz etmişlerdi. Tomris Hatunun hükümdarlığı sırasında Perslerin başında Pers Kralı Kiros(Büyük Kyros, Büyük Keyhüsrev) bulunmaktaydı. Kiros ,dönemin gördüğü en büyük ve en acımasız hükümdarlardan biriydi.       
         Kiros Medler, Urartular,Manna Krallığı,Lidya Krallığı ve Babil'i ele geçirdikten sonra kuzeyinde ve kuzeydoğusunda kalan Türk Yurtlarına gözünü dikmişti. Yaptığı akınlar sonucunda Batı Türkistan'ın güney kısımlarını ele geçirmişti. Barışçıl ama savunmaya önem veren bir yapıda olan Tomris'in bu durumu Kiros tarafından zayıflık olarak görülmüş ve ara vermeden Saka Topraklarına yapılan akınları devam ettirmiştir. 

                       4-Kiros'tan Tomris Hatuna Evlilik Teklifi


                    Persler Saka topraklarında ilerlediklerinde yanmış tarlalardan başka bir şey bulamıyorlardı. Çünkü Sakalar taktik gereği geri çekiliyor ve savaş için uygun bir an bekliyorlardı. Sakaları kovalamaktan yorulan Kiros ise İran'a geri dönmek zorunda kalıyordu. Yaptığı seferlerden yorulan Kiros'un gözü Tomris Hatunun topraklarındaydı.
                    Kiros bu toprakları almak için şimdi de sinsi planlarını devreye soktu. Kiros elçiler göndererek, Tomris Hatuna kendisiyle evlenmesi ve kendisine tabi olması karşılığında Sakalarla savaşmayacağı vaadinde bulundu. Tomris ise evlendiği taktirde topraklarının Kiros idaresine gireceğinin ve Kiros'un asıl niyetinin Türk topraklarını almak olduğunun farkındadır.Gelen bu teklifi reddeder.
  
    
         5-Kiros'un Tomris Hatuna Savaş İlanı

             

              Pers Kralı Kiros ise bu red sonrasında çılgına döndü ve hem Tomris Hatuna cezasını vermek hem de Türk Topraklarını himayetine almak için Türklere savaş ilan etti. Kiros kalabalık ordusunu Aras Nehrine yöneltti. Irmağın üzerine köprüler yapıp karşı tarafa geçti. Saka topraklarına girerek İskitler üzerine sefer hazırlığına girişti. Bu orduda savaş için eğitilmiş yüzlerce vahşi köpek de vardı. Bu hazırlıkları gören Tomris Hatun ise elçileriyle Pers Kralına şu haberi gönderir : 
             ''Kral bu işlerden vazgeç; bu yaptıkların senin hayrına mıdır, değil midir bilemezsin. Bırak diyorum; kendi halkına hükmet, bizim de kendi halklarımıza hükmetmemize karışma. Ama sanırım yolunu bu öğüde göre çizmek istemeyeceksin değil mi? Eğer illede Massagetlerle(Saka) boy ölçüşmek istiyorsan, o zaman ırmağın iki yakasını birleştirmek için bu kadar zahmete katlanma. Biz ırmaktan üç günlük yola kadar çekileceğiz. Suyu geç ve ülkemize gel; yok eğer bizim gelmemizi istiyorsan,bu dediğimizi sen yap.''      
  
               6-Büyük Savaş Öncesi Neler Yaşandı?  
 
          Bunun üzerine Kiros ordusuyla beraber ırmağın Kuzeyine doğru hareket etmeye başlar. Tomris Hatun ise artık savaşın kaçınılmaz olduğunu görüp Büyük Kiros'un ordusunu beklemeye ve savaş hazırlıklarına başladı. Türk diyarında sadece askeri kalan İskit süvarileri , 2 gruba ayrılmıştı. İran ordusu hangi grubun peşinden giderse , onların güzargahında bulunan otlar biçiliyor , su kuyuları ve çeşmeler kapatılıyordu.
          Böylece savaştan önce Pers ordusunu yıpratmak ve yormak istiyorlardı. Ara ara yaptıkları ani baskınlarla onların moralini bozuyor ve güçlerinin azalmasını sağlıyorlardı. Pers ordusunu sürekli daha kuzeye çekerek bölgedeki diğer halkları da kendi yanlarında savaşa dahil etmek istiyorlardı.


                        
      
            7-Tomris'in Oğlunun Esir Alınması


                  Nihayet savaş vakti gelip çattı. İki ordu aralarında birkaç kilometre kalacak şekilde karşılıklı mevzilendiler. Güneş battığı için savaşa tutuşmayıp havanın aydınlanmasını beklediler. Ancak Kiros ertesi gün mertçe savaşmak yerine , o gece yine bir sinsi plan hazırladı. Bu bir tuzak planıdır. İki ordunun bulunduğu bölgenin yakınlarında bir yere , içinde kadınların ve eğlencenin de olduğu kamp kurdurur , ateşler yakılır ve etler pişirilir.
                   Tomris Hatun'un oğlu Spargapies ve beraberindeki öncü kuvvetler bu kamp yerini fark ederek olay yerine gelir ve Pers askerlerini kılıçtan geçirdikten sonra yemeklere ve şaraplara kendilerini bırakırlar. Hepsi sarhoş olunca Kiros ordusuyla baskın düzenler ve burdaki tüm Türk askerlerini öldürür. Tomris'in oğlu Spargapies ise esir alınır.
                   Tomris ise oğlunun ve ordusunun başına gelenleri duyarak Kiros'a şu haberi gönderir;
 ''Kana doymayan kanlı katil Kiros, bu başarınla övünme. Bu zaferi içince sizinde aklınızı başınızdan alan üzüm kazandı.Bu zehirdir seni hilebazlıkla oğlumun efendisi yapan. Bak şimdi sana güzel bir öğüt vereyim, beni dinle,oğlumu bana geri ver. Massaget(Saka) ordusunun üçte biri üzerinde kazandığın kaba zaferle yetinip çek git bu topraklardan. Ama eğer bu dediğimi yapmazsan, Massagetlerin efendisi olarak ant içerim ki, kan dökmeye doymayan adam, seni ben kana doyuracağım.'' der. 
                   Kiros ise elçinin sözlerine hiç kulak vermez. Tomris Hatunun oğlu ise içkinin etkisi geçip kendine geldiğinde başına gelenleri fark edince Kiros'a ellerinin çözülmesi için yalvarır. Elleri serbest kalınca da Acemlere yenilmenin verdiği acı ve milli öfkeyle intihar eder. Bunu duyan Tomris Hatun üzüntününde verdiği öfkeyle bütün ordusunu toplayarak Acemlere saldırma kararı alır. Yemin de ederek şu sözleri söyler ” Kana susamış Kirus! sen oğlumu mertlikle değil o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. Ama yemin ederim ki seni kanla doyuracağım! ” der ve bütün planlarını uygulamaya koyar.

                     8-Ve Savaş Başlıyor...
  


                Ertesi gün ,  MÖ 529 yılında Oxus Bölgesinde yapılan savaş pek kanlı ve Türkler adına da tabiki pek şanlı geçmiştir.Savaş dar bir boğazda yapılmış ve Tomris Hatun bizzat kendi yönetmiştir. Uzun süre karşılıklı oklaşma olmuştur. Hatta bazı kaynaklarda bu oklaşma sebebiyle yaralanmayan kimsenin kalmadığı da söylenir. Ardından kılıçlar ve mızraklarla göğüs göğüse çarpışmalar oldu.
                  At üstünde ok atmakta ve savaş arabalarını etkin kullanmakta usta olan İskitler , Kendilerinden sayıca fazla olan Acemlere karşı savaşı kendi lehlerine doğru çekmeye başladılar. Türkler bu savaşta Turan taktiği ya da Kurt Oyunu adı verilen savaş taktiğini de ustaca kullandılar.Zorlu geçen çarpışmalardan sonra Kadın Başbuğ Tomris ve emrindeki askerler vatan ve millet sevgisini birleştirerek yavaş yavaş İran ordusunu sayıca eritmeyi başardılar. Zekanın,hırsın,savaşçılığın,gücün ve üstünlüğün verdiği avantaj ile savaşın galibi oldular. 

             9-Savaş Sonrasında Kiros'un Akıbeti Ne oldu ?



              Savaşta Kiros'un kendisini de meydanda öldürülmüştü. Kiros'un cansız bedeni , askerler tarafından Tomris'in huzuruna getirildi. Kiros hayatında çok masumun kanını akıtmış bir hükümdardı. Yiğit Türk Kadın Kağan'ı Tomris bu kan akıtıcı adama Dünyaya ibret olacak şekilde muamelede bulundu. Onun kafasını kan dolu bir fıçıya atarak yeri ve göğü inleten sesiyle şu sözleri söyledi : ''Canım sağ ve savaştan zaferle çıktım. Ama sen hileyle oğlumu yakalayarak onu öldürdün. Şimdi sana söz verdiğim gibi. Hayatında kan içmeye doymamıştın şimdi benim elimden kana doyuyorsun'' der.

              10-Sonuç Olarak Arkadaşlar...

              Bu olay milletlerin dilinde yüzyıllarca yıl söylenip durarak bugünlere kadar ulaştı. Yazımızın başında da söylediğimiz gibi Tomris ismi hala günümüzde de kullanılmaktadır. O sadece bir hükümdarın ötesinde kadındı,savaşçıydı,anneydi. Tarihimiz Tomris gibi daha nice kahramanlar görmüştür. Bunları öğrenip , benliğimizi korumak ve güçlüklere boyun eğmemek günümüz Türklerin görev ve sorumluluğudur. Tomris günümüz Türk kadınını da örnek teşkil etmelidir. Günümüz Türkleri Televizyonda gördüğü o ya da bu karakteri , kişileri değil gerçek Türk Kahramanları örnek almalıdır. Bu şerefli görevi de her Türk , kadın-erkek demeden üstlenmelidir. 

Özet:  MÖ 539 yılında Kirus Babil’i zapt etmek ve büyük bir törenle şehre girmek suretiyle Babil Devleti’ni krallığına katmıştır. Kirus ömrünün son yıllarını İran’ın kuzeydoğusunda oturan bozkır kavimleri ve en çok Sakalarla savaşmakla geçirmiş ve aşağı Oxus bölgesinde MÖ 529 yılında ölmüştür. Burada Kirus’un ölümüne neden olan savaşta Pers ordusu ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Savaş dar bir boğazda yapılmış Saka ordusuna komuta eden Tomris (Sakaların Bayan Lideri) ve askerleri büyük başarı kazanmışlardır. Bu savaşta “Turan taktiği” ya da “Kurt oyunu” adı verilen bozkır savaş taktiği ustaca uygulanmıştır.


                Türk Tarihinde Nice Yiğit Kahramanlar Bulunmaktadır. Bunları Öğrenmek ve Örnek Almak En Şerefli Görevlerimizdendir.
                Okuduğunuz İçin Teşekkür Ederim. Saygılar...

Kaynaklar:
1-Balaban, Ayhan. İskit, Hun ve Göktürklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat. T.C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Çağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. 2006
2-Buradaki bilgilerin büyük çoğunluğunun kaynağı Heredotun tarih kitabı ile Boris Nikolayeviç Grakov un Selenge yayınlarından çıkan İskitler kitabından alınmıştır.
-Herodot’un 9 kitaptan meydana gelen eserinin 4. kitabı(İskitlerden çokça bahsetmiştir.)
- emrullah özdemir / türklerin ilk kadın hükümdarı Tomris
-http ://www.arkeorehberim.com/2015/02/tomris-hatunbir-kadnn-intikam-yemini. Html
- http://alpaytek.in/yazilarim/dunyanin-ilk-kadin-hukumdari-turkcu-tomris-katun
-Osman Diyadin/ Tomris Hatun’u Bilir Misin? Adlı köşe yazısı.


             YouTube'da yayınladığım video'yu da izleyebilirsiniz.